![]() |
|
Hamdi ÜLKER
|
| BİR DOSTLUK MASALI |
Yusuf… Hazreti Yakup’un on iki oğlundan en güzeli. Adına ayet nazil olmuş. Destanlar, şiirler, methiyeler yazılmıştır onun için. Güzelliği karşısında eller parçalanmış, iftiralara maruz kalmıştı. Kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan bir bezirgân tarafından çıkarılarak köle pazarında satılığa çıkarılmıştı. O güne kadar o pazara böylesi bir köle daha getirilmemişti. Mısır halkı böyle bir delikanlı, böyle güzel bir insan daha görmemişti. Herkesin kanı kaynamıştı ona. Yusuf’un köle muamelesi görmesi herkesi üzmüş ve onu o durumdan kurtarabilmek için bir yarış başlamıştı. Zamanın zenginleri ona sahip olabilmek için keselerinin ağzını açmışlar, ellerinde avuçlarında neleri varsa hiç esirgemiyorlardı. Büyük paralar dönüyordu ortada. Bu sırada yaşlı bir kadının heyecanla pazara doğru gittiğini görenlerden birisi kadına alaycı bir tavırla, nereye gittiğini sorar. Kadın Yusuf’u almaya gittiğini söyler, heyecanlı ve güler yüzlü bir şekilde. Ardından katıla katıla gülmeler başlar etraftan. “Ne ile alacaksın Yusuf’u?” diye sorarlar kadına. Cebindeki bir yumak ipi çıkararak “işte varım yoğum bu” diye cevap verir kadın. Onun çok saf ve akli dengesi yerinde olmadığını düşünürler oradakiler “ be kadın Yusuf için ne servetler ortaya döküldü şu ana kadar, onlar alamadılar, sen mi alacaksın bir parça iple?” diye dalga geçerler. “Evet, biliyorum belki alamayacağım” der yaşlı kadın ama “Yusuf’un, yüreğimin onunla olduğunu bilmesi bana yetecektir.” Diyordu. Evet, dostluk sadıkane olmalı Yusuf sevgisi gibi. Zor zamanında yüreğinle birlikte tarafında olduğunu göstermek olmalı dostuna… Her canlı, yaratılıştan bir takım özelliklere sahiptir. Kedinin nankörlüğü, köpeğin sadakati hep dillerimize dolanmıştır yüzyıllar boyu. Onlara o unvanları verenler insanlardan başkası değildir. Önlerine atılan bir parça yemek hatırınadır onların sadakati ve nankörlüğü. Kimine göre kedi yediği ekmeğe nankörlük eder, köpek ise yediği ekmeğin değerinin bilincindedir. Kimine göre ise kedi o yemeğin asıl sahibinin veren insan olmadığını bildiği için insana itibar etmezken, köpek ise yaratandan çok sahibine itibar etmektedir. İşte dostluğun bu noktadaki konumu çok iyi belirlenmelidir. Kendilerine methiyeler dizilirken dost olan insanları bir de fincancı katırlarını ürküttüğünüz zaman görmek gerekir. Ne yazık ki günümüzde Yusuf’a olan muhabbeti görmeniz çok zordur. Dostluğun hakikisini göremeyeceğiniz gibi yakınından geçenini de bulabilmek oldukça zor olacaktır. Hakiki dostların hala var olduğunu bilsek de, iyi gün dostu olup çıkmıştır dost bildiklerimizin büyük çoğunluğu. Bütün muhabbetler günü kurtarma adına, koltuğu koruma adına yapılır olmuş; bütün sadakatlerde yine bu tür çıkarlar doğrultusunda olmaya başlamıştır. Maddenin hayatın merkezine konulduğu günümüzde bu tür manevi çöküntüler olsa da yinede aşk-ı muhabbetle olan dostlukları yaşatmaya çalışanları görmekte gönüllerimize huzur vermektedir. Makamların, mevkilerin, methiyelerin hepsinin fani olduğu, baki kalanın “kubbedeki hoş bir sâdâ” olduğunu unutmadan Hazreti Yusuf’a olan muhabbet gibi karşılıksız ve safları belirlenmiş dostlukları özlemle aramalıdır insan. Bütün bu ruh haliyle Yavuz Sultan Selim Han’ın şu dörtlüğü de kulaklarımıza küpe olmalıdır. Sanma şahım herkesi sen sadıkane yâr olur Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur Sadıkane belki ol âlemde serdar olur Yar olur ağyar olur serdar olur didar olur…

| Demokratik Açılımı Destekliyormusunuz? | |
|
|
Görsel Tasarım - Yazılım: selajans












