Bir Bardak Çayın Hikayesi

Gazeteci Selçuk Özdemir'in Kaleminden..

Abone Ol

Hayatta bazı şehirler vardır ki size yalnızca manzaralarıyla değil, insanıyla, kültürüyle ve bıraktığı izlenimle de dokunur. Rize, işte tam da böyle bir şehir. Daha önce birkaç kez yolum düşmüştü ama hep günübirlikti; şehirden geçerken sadece yüzeyine dokunabilmiştim. Bu kez Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Yönetim Kurulu toplantımız sayesinde dört gün boyunca Rize’nin kalbine inme fırsatı buldum.

İtiraf edeyim, bu dört gün bana Rize’nin yalnızca çayla anılan bir şehir olmadığını, aslında köklü bir kültürün, dostluğun ve samimiyetin yuvası olduğunu gösterdi. En başta da şunu söylemeliyim: Genel Başkanımız Dr. Süleyman Basa, Birlik Haber Ajansı Genel Müdürü Muhammet Kaçar ve TİMBİR Rize Temsilcisi Alihan Telatar’ın misafirperverliği olmasa, bu gezi bu kadar dolu dolu ve keyifli geçmezdi. Bizleri en güzel şekilde ağırladılar, Rize’nin hem yöneticileriyle hem de insanıyla buluşmamıza vesile oldular.

İlk olarak Rize Valisi İhsan Selim Baydaş ile bir araya geldik. Kendisine TİMBİR ekibini tanıttık. Özellikle son günlerdeki sağanak yağışların oluşturduğu riskleri, alınan önlemleri anlattı. Erken uyarı sisteminin devreye girmesi, dere kenarlarının boşaltılması, Fırtına Vadisi’nde kontrolsüz yapılaşmaya karşı alınan tedbirler, aslında bir şehrin doğasıyla nasıl mücadele ettiğini ve onu korumak için verdiği emeği gözler önüne seriyordu. Karadeniz coğrafyasında yaşamanın kolay olmadığını hepimiz biliriz ama bir de işin devletin sorumluluğu boyutunu görmek, bizlere başka bir bakış açısı kazandırdı.

Ve elbette Rize’nin olmazsa olmazı çay. Ziraat Çay Bahçesi’nde oturup bir bardak çay içmek bile insana çok şey anlatıyor. Çünkü çay burada sadece bir içecek değil, bir yaşam biçimi. Bir sohbetin başlaması için, bir dostluğun kurulması için, bazen de bir yorgunluğun unutulması için en büyük bahane. Tam bu sırada ülke gündeminde Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın Rize çayıyla ilgili çıkışı vardı. Ortaylı, Rize çayını sevmediğini, bölgenin mandalina üretimine yönelmesi gerektiğini söylemişti. Bu sözlere en anlamlı cevap ise Genel Başkanımız Dr. Süleyman Basa’dan geldi. Rizeli kimliğiyle, hem de çayın başkentinden verdiği cevap çok netti: “Hocamızın sağlığı için Türk çayı içmesini öneriyoruz. Dünyada pestisit kullanılmadan üretilen tek çay Türk çayıdır.”

Aslında bu açıklama bana şunu düşündürdü: Çay, yalnızca bir tarım ürünü değil, bizim kimliğimizin bir parçası. Anadolu’nun neresine giderseniz gidin, çay bardağı sofranın ortasındadır. O bardak bazen kırgınlıkları unutturur, bazen yeni dostlukların kapısını aralar. Çayın verdiği sıcaklık, içtiğiniz yerden bağımsızdır; çünkü onun sıcaklığı aslında insanın yüreğinden gelir.

Bu kültür yolculuğu Çaykur ziyaretimizle devam etti. Genel Müdür Yusuf Ziya Alim’in misafirliğinde Cumhuriyet Çay Fabrikası’nı gezmek, çayın dalından bardağa olan yolculuğunu yakından görmek benim için çok kıymetliydi. Fabrikanın içindeki emek, işçilerin gayreti, makinelerin arasındaki telaş bana çayın aslında ne kadar büyük bir emeğin ürünü olduğunu bir kez daha gösterdi. Ardından Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Erdoğan’ın ev sahipliğinde Çay Çarşısı’nı gezdik. Orada Başkan Erdoğan’ın söylediği bir cümle hâlâ kulaklarımda: “Rize’de akla ilk gelecek olan çaydır. Çay denilince akla gelecek olan ve kültürümüzü yansıtan ince belli bardağımızdır.” Haklıydı. İnce belli bardak, çayın en büyük simgesi. Hepimizin belleğinde yer eden bir ortak kültür, bir ortak payda.

Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin’i ziyaret ederek yapılan projeleri, yatırımları ve geleceğe dair planlarını dinledik. O akşam da TİMBİR Yönetim Kurulu toplantımızı gerçekleştirdik. Türkiye’nin farklı illerinden gelen yönetim kurulu üyeleriyle, dijital medyanın geleceğini konuştuk, kararlar aldık. Birliğin dayanışması, fikirlerin harmanı, alınan kararların heyecanı… İşte bu da benim için Rize’de yaşanan en kıymetli anlardan biriydi.

Cumartesi sabahı Ayder Yaylası’na çıktık. Doğasıyla insanı büyüleyen Ayder, bu kez dünyanın en prestijli ultra maratonlarından UTMB’ye ev sahipliği yapıyordu. 6 kıtadan, 55 ülkeden yaklaşık 2 bin sporcu Kaçkar Dağları’nda bir araya gelmişti. Sporun evrensel dilini orada görmek çok etkileyiciydi. 100, 50 ve 20 kilometrelik parkurlarda koşacak sporcuların enerjisi, doğanın güzelliğiyle birleşince ortaya inanılmaz bir atmosfer çıktı. Orada Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak ile sohbet etme imkânımız oldu. Ayrıca uzun zamandır göremediğimiz dostum Gençlik ve Spor Bakanlığı Uluslararası Organizasyonlar ve Dış İlişkiler Daire Başkanı Volkan Burak Mumcu ile de hasret giderdik.

Rize seyahatimizin son gününde ise Zil Kalesi’ni ziyaret ettik. Yüzyıllardır ayakta duran bu kale, taş duvarlarıyla, manzarasıyla ve tarih kokan atmosferiyle bize adeta zaman yolculuğu yaşattı. Karadeniz’in o yeşil tonları arasında yükselen kale, Rize’nin sadece doğa değil aynı zamanda tarih kenti olduğunu da hatırlattı.

Dört gün boyunca Rize’de hem yöneticileriyle görüştük hem doğasını keşfettik, hem de kültürünü yaşadık. Çayın bardağa süzülen sıcaklığında dostluğu bulduk, Karadeniz’in dağlarında azmi gördük, tarihi yapılarında geçmişin izlerini hissettik. Rize’den ayrılırken aklımda tek bir cümle kaldı: Rize sadece çayın başkenti değil; yeşilin kalbi, tarihin sesi ve misafirperverliğin adresi.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }