banner377

    Türbesindeki bilgiye göre; 1876 yılında Erzincan’da dünyaya gelen Süleyman Sırrı Efendi (Ciminli Baba), Erzincan evliyasından kabul edilir. Erzincan’a bağlı Üzümlü (Cimin) ilçesinin eşrafından olan bir aileye mensuptur.

          Babasının adı Mehmet’tir. Dedeleri Bağdat’tan gelip Üzümlü’ye yerleştikleri için Ciminli Baba diye anılmaktadır. Sülalesine Yunusoğlu denilmektedir. Annesi de Demirciler ailesinden Pir-i Sâmî hazretlerinin müritlerinden Şeyh Hüseyin Efendi’nin kız kardeşi Esma hanımdır (Bezgin 2019: 65). Tuygun ise Süleyman Sırrı Efendi’nin annesinin adının Zeynep Hatun olduğunu nakleder. Annesinin vefatı üzerine, Süleyman Sırrı’ya teyzesinin baktığını söyler (Tuygun 2004: 144).

          Ciminli Baba, 1939 Erzincan Depremi’nde vefat etmiştir. Türbesi; Erzincan Tren Garı ile D100 karayolu arasındaki bir tarlada yer alır. Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü Merkez Şantiyesi’nin önünden aşağı inen yol, Ciminli Baba Türbesi’ne gider. Türbeye D100 Erzincan Sivas karayolundan ayrılan bir yol daha vardır ancak pek bilinmez. Şehir merkezine yaklaşık 3,5 km mesafede olan bu türbenin bakımı Süleyman Sırrı Efendi’nin soyundan gelen Şiltu ailesi tarafından yapılmaktadır. Türbenin etrafında bir iki besi ahırından başka yerleşim yoktur. Türbenin etrafında dilek ağacı ve benzeri şeyler yoktur.

          Türbenin etrafı duvarlarla çevrilmiştir. Toplamda 600 metrekare civarında bir arazinin ortasında yer alan bu türbe ve haziresinin hemen dışında bir de ardiye bulunur. 15 civarında kabrin de çevrili arazi içinde olduğu görülmektedir.

          Ciminli Baba’nın lahitinin yer aldığı altıgen binanın hemen yanında çam ağaçları vardır. Ayrıca Ciminli Baba’nın akraba ve müritlerinden vefat etmiş olanlar da etrafı duvarlarla çevrili bu arazi içine defnedilmiştir. Ciminli Baba’nın 2013 yılında bir trafik kazasında hayatını kaybeden oğlu Ali Feti Şiltu’nun türbesi de buradadır. Ali Feti Bey’in kabri mermer lahit ve sütunlardan müteşekkildir. Ciminli Baba’nın türbesi ise sekizgen yapıdadır.

          Türbenin içinde toplamda 4 lahit mevcuttur. Bunlardan biri Ciminli Baba olarak bilinen Süleyman Sırrı Efendi’ye aittir. Biri ise; Ciminli Baba’nın sadık talebelerinden İsmail Efendi’ye aittir. Diğer ikisiyle ilgili bilgi yoktur ancak eşi ve çocuğu olmalıdır.

Ciminli Baba Hakkındaki İnanç ve Anlatılar

         Ciminli Baba hakkında çeşitli menkıbeler rivayet edilir. Türbesinin duvarında manzum bir metin asılıdır ki bu metinde Ciminli Baba ile ilgili methiyeler ve onun kerametleri yer almaktadır. Bu manzumeye göre Ciminli Baba 1939 Erzincan depremini önceden bilmiş ancak kadere boyun eğerek sırrı ifşa etmemiştir.[1]

          Manzum metindeki diğer rivayete göre Ciminli Baba 9 yıl dağlarda yaşamış ve hayvansal gıdaları hiçbir şekilde tüketmemiştir. Hatta Hz. Hüseyin’in Kerbela’da yaşadıklarına binaen su içmeyi edepsizlik saymış, bu süre boyunca su dahi içmemiştir.

          Manzum metinde yer alan başka bir rivayette, Ciminli Baba’nın ölmüş bir adama elindeki bastonla dokunduğu ve o anda ölmüş olan kişinin hayata dönerek ayağa kalktığı söylenir.

          Bu maznumedeki en dikkat çekici anlatı ise Ciminli Baba’nın yanmakta olan bir fırına girmesi ve orada bir müddet bekledikten sonra hiçbir şey olmadan fırından çıkmasıyla alakalıdır. Manzumede rivayet edildiğine göre Ciminli Baba, yanmakta olan bir fırına girer ve tam 103 dakika fırında kalır. Bu olaya Ordu komutanı da şahit olur. Fırından çıkan Ciminli Baba’nın vücudunda ve elbisesinde ateşe dair hiçbir iz yoktur.[2]

         Ciminli Baba askerden memleketine dönünce her taraftan gelen talebe ve ziyaretçilere köy dar gelmeye başlar ve Erzincan’da bir dergâh açılır. İnsanlara doğru yolu yıllarca anlatır. Üstü başı perişan fakir bir hayat yaşadığı için kendisini hakkıyla tanımayanlar da olmuştur. Vakit namazlarında bazen camide görünmeyince halk dedikodusunu yapmaya başlar. Sonradan kendisini Malatya’da camide görenler olur. Böylece tayy-ı mekân yoluyla buraya giderek namazını orada kıldığı anlaşılır (Yavuz ve diğerleri 2004: 226’dan naklen Bezgin 2019: 67).

         Mehmet Efendi, oğlu Süleyman Sırrı’yı küçüklüğünden beri camiye götürür. Bir zaman sonra Süleyman, camiye gitmemeye başlar. Bu duruma babası ve cami hocası anlam veremez. Bir gün öğle namazının farzı kılınırken Süleyman birden camiden çıkar. Namaz bittikten sonra yanına gelen babası ve hocası niye namazı yarıda bıraktığını Süleyman’a sorarlar. Küçük Süleyman, “Hocam namaza başlıyorduk ki, siz kafanızda handa çalıştırdığınız adamlar size ne kadar iş üretecek ve onlara ne kadar para vereceksiniz, onu hesaplıyordunuz. Sizin tam teslimiyetiniz yoksa Allah’a ben sizin arkanızda nasıl namaz kılayım” der (Bezgin 2019: 65-66; Tuygun 2004: 146).

REFERENCES/KAYNAKLAR

Bezgin, Yusuf Kenan (2019). Erzincan İli ve Çevresinde Bulunan Ziyaret Yerleri Etrafında Oluşan Halk İnanmaları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Tuygun, Ünal (2004). Erzincan’ın Manevi Mimarları, İstanbul: Kervan Yayınları.

K.K 11: Halil İbrahim Özdemir, Erzincan/Üzümlü, 62 Yaşında, Gazeteci Yazar.

[1] Depremde, kaldığı evin hiçbir şekilde zarar görmemiş olduğu ancak kendisinin secde hâlinde ve hiç yara almadan ruhunu teslim ettiği anlatılır (KK1).

[2] Bu hadisenin biraz daha farklı bir varyantı daha nakledilir: Süleyman Sırrı askerde bulunduğu vakit bir komutanla tartışmaya girer ve kendisini nar gibi yanan ekmek fırının içine atarlar. Aradan bir vakit geçtikten sonra olay yerine gelen Müşir Zeki Paşa’nın emri üzerine fırın açılır ve karşılaşılan olay orada bulunan askerler arasında şaşkınlık yaratır. Hazretin hiçbir yerinde yara izi olmadığı gibi elbisesinde de tek bir sararma yoktur (Bezgin 2019: 66; Tuygun 2004: 147-150).