Dersimiz Aile;

Eğitimci Yazar Saim Aybey'in kaleminden...

Abone Ol

Gündem çok değişken ama Sayın Bakanın konuşmasını görünce cevap verme isteğiyle bu yazıyı kaleme almak istedim. Bakanın yerinde bir tespiti ancak eksik bir reçetesi var . Kendimce bu tespitleri ve reçeteyi yazdım zevkle okumanız dileğiyle.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş:

- "Eskiden üç nesil bir arada yaşıyordu. Bugün ise evlilik yaşının artması, boşanma ve hiç evlenmeme oranlarının yükselmesinin de etkisiyle tek kişilik hane oranı yüzde 20’ye ulaşmış durumda."

- "Bireyselleşme, sosyal izolasyon ve yalnızlık giderek artıyor."

- "Şunu çok net ifade etmek isterim, karşı karşıya olduğumuz bu gibi sorunların temelinde aile kurumunun zayıflaması yatıyor."

Bakan Göktaş’ın sözleri, toplumda yaşanan dönüşüme işaret ediyor; ancak resme yalnızca “aile kurumunun zayıflaması” üzerinden bakmak hem eksik, hem de çözüm üretmek açısından tehlikeli bir sadeleştirme. Çünkü bugün Türkiye’de aile yapısını dönüştüren dinamikler, sadece kültürel tercih değişimlerinden değil; derinleşen ekonomik sıkışmadan, sosyo-kültürel dönüşümlerden ve yoğun psikolojik baskılardan besleniyor. Dolayısıyla çözüm de tek eksenli değil, çok boyutlu olmak zorunda.

Önce çıplak bir gerçeği kabul etmek gerekiyor: Gençler sadece “bireyselleştikleri” için değil, büyük oranda “hayat pahalı, gelecek belirsiz ve yük ağır” olduğu için evliliği erteliyor, çocuk sahibi olmaktan kaçınıyor ya da tek başına yaşamayı tercih ediyor. Evlilik masrafları, düğün ekonomisi, artan kira ve konut fiyatları, düşen alım gücü… Aile kurmak, romantik bir karar olmaktan çıkıp ciddi bir finansal risk hesabına dönüşmüş durumda. Eğer devlet gerçekten aileyi güçlendirmek istiyorsa, ilk yapması gereken şey aile kurmayı ekonomik olarak mümkün kılmak.

Bu çerçevede atılabilecek somut adımlar açık: Genç yetişkinlere yönelik sosyal konut projeleri, uygun kira destekleri ve ilk kez ev kuranlara yönelik vergi indirimleri, faizsiz veya düşük faizli uzun vadeli krediler, sadece “kampanya sloganı” olarak değil, kalıcı sosyal politika olarak hayata geçirilebilir. Özellikle büyük şehirlerde konut piyasası spekülasyondan arındırılmadan, kira piyasası denetlenmeden, asgari ücret ve ortalama ücret düzeyleri gerçek yaşam maliyetine göre düzenlenmeden “aile kurun, üç nesil bir arada yaşayın” çağrıları havada kalmaya mahkûm.

İkinci boyut, güvenceli ve insan onuruna yakışır istihdam meselesi. Gençler uzun yıllar eğitim gördükten sonra güvencesiz, düşük ücretli, sürekli değişen işlerde çalışıyor. Böyle bir zeminde evlilik, çocuk, sorumluluk gibi kavramlar doğal olarak erteleniyor. Aileyi güçlendirmekten söz ediyorsak, genç işsizliğini azaltmadan, güvenceli istihdamı artırmadan, çalışma saatlerini insani sınırlara çekmeden, iş-yaşam dengesini gözeten bir emek politikası geliştirmeden bunun gerçekleşmesini beklemek gerçekçi değil. Akşam yorgunluktan birbirinin yüzünü göremeyen, hafta sonu bile dinlenemeyen insanların kurduğu aile, şeklen varlığını sürdürse bile nitelik olarak zayıflamaya mahkûm.

Sosyo-kültürel açıdan ise meseleye sadece “eski aile modeli iyiydi, yenisi kötü” kolaycılığıyla yaklaşmak da çözüm üretmiyor. Üç neslin bir arada yaşadığı aile modeli, bazı açılardan dayanışma ve destek sağlarken, bazı açılardan da baskıcı, hiyerarşik ve bireyin gelişimini kısıtlayıcı olabiliyordu. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, geçmişi romantikleştirmek değil; geçmişin dayanışmasını, bugünün bireysel hak ve özgürlük anlayışıyla yeniden harmanlayabilmek. Bu da mahalle, site, apartman ölçeğinde yeni dayanışma ağları ve topluluk odaklı sosyal politikalar gerektiriyor.

İşte tam burada yerel yönetimlerin ve sivil toplumun rolü öne çıkıyor. Mahalle bazlı aile danışmanlık merkezleri, kuşaklar arası etkileşimi artıran sosyal alanlar, ebeveynlik eğitimleri, ortak çocuk bakım modelleri, gönüllü dayanışma ağları gibi mekanizmalar, aile üzerindeki yükü hafifletebilir. “Aileyi güçlendireceğiz” söyleminin, yalnızca “evlenin, boşanmayın” önermesine sıkışmadan; bakım emeğini paylaşan, yalnız ebeveynleri destekleyen, yaşlıları toplumdan izole etmeyen kapsayıcı bir hatta taşınması gerekiyor.

Psikolojik boyut ise çoğu zaman en az konuşulan ama en yakıcı alan. Yalnızlık, sosyal izolasyon, değersizlik duygusu, motivasyon kaybı, tükenmişlik… Bunlar sadece bireysel zayıflıklar değil, sistemin ürettiği ruhsal sonuçlar. İnsanların birbirine tahammül sınırlarının daralması, iletişimin yüzeyselleşmesi, sosyal medyanın ilişki kalitesini aşındırması gibi etkenler, sağlıklı aile ilişkileri kurmayı zorlaştırıyor. O halde çözümün bir ayağı da erişilebilir, nitelikli ve ücretsiz psikolojik destek hizmetleri olmalı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın, aile içi çatışmalar, ebeveyn-çocuk iletişimi, çift sorunları ve yalnızlıkla baş etme gibi alanlarda yaygın psikososyal destek programlarını güçlendirmesi, bu hizmetleri damgalayıcı bir dille değil, normalleştirici bir çerçeveyle sunması gerekiyor.

Tüm bunlarla birlikte, kadınların ve çocukların haklarını görmezden gelen, aileyi yalnızca “korunması gereken kutsal bir yapı” olarak soyutlaştıran söylem de sorunlu. Ekonomik şiddet, duygusal şiddet, fiziksel şiddet ve istismar vakalarının görmezden gelinmesi, “aileyi koruma” adına suskunluk üretildiği her durumda, aslında aile değil, şiddet korunmuş oluyor. Aile politikalarının merkezine insan onurunu, hakları ve güvenliği koymadan, sadece şekilsel birlikteliği esas almak, uzun vadede daha büyük kırılmalara zemin hazırlayacaktır.

Sonuç olarak, Bakan Göktaş’ın işaret ettiği tablo önemli ama eksik. Aile kurumundaki değişimi tek nedenli bir bozulma hikâyesine indirgemek, çözüm üretme kapasitemizi zayıflatıyor. Ekonomik yapıyı, istihdamı, konut sorununu, sosyo-kültürel dönüşümü ve psikolojik yükleri birlikte ele almayan hiçbir politika, ne yalnızlık sorununu azaltabilir ne de aileyi gerçekten güçlendirebilir. Toplumsal sorunlara tek taraflı bakış, rahatlatıcı söylemler üretir ama gerçek çözümleri erteler. Bugün ihtiyacımız olan, romantik nostalji değil; veriye dayalı, çok katmanlı ve insanı merkeze alan politik bir cesaret.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }