Gazetecilik mesleği insanı sürekli yollara düşürüyor. Şehir şehir geziyorsun; bazen haber peşinde, bazen sadece geçip gidiyorsun. Ama ne olursa olsun, her şehirle ilk temas ettiğin yer aynı, terminal ya da havalimanı. Yani bir kentin vitrini.
Uzun zamandır otobüse binmemiştim. Bu kez yolum Şanlıurfa’ya düştü, otobüsle gitmeyi tercih ettim. Yol boyunca Tunceli, Elazığ ve Diyarbakır terminallerini görme fırsatım oldu. Açık söyleyeyim, Elazığ Şehirlerarası Otobüs Terminali beni gerçekten etkiledi. Temiz, düzenli, ferah… Daha kapıdan girerken insana “bu şehir misafirine değer veriyor” hissini veriyor.
Dönüş yolunda Adıyaman ve Malatya terminallerinden geçtim. Adıyaman Terminali, deprem sonrası yapılmış olmasına rağmen gayet derli toplu ve işini görüyor. Malatya Terminali ise gördüklerim arasında açık ara en iyisiydi. Mimarisinden temizliğine, düzeninden hizmet anlayışına kadar örnek olacak bir yapı.
Bir de küçük gibi görünen ama aslında çok şey anlatan bir detay var. Tuvalet ücretleri. Neredeyse tüm bu terminallerde WC ücreti 10 TL. Kimse bayılmıyor elbette ama en azından bir standart var, insan kendini kazıklanmış hissetmiyor.
Sabah Erzincan’a geldik. Terminale adımımı atar atmaz WC ücretinin 15 TL olduğunu gördüm. İşte bütün mesele tam da burada başlıyor. Daha şehre girmeden, daha ilk dakikada “Erzincan pahalı bir şehir” algısı, tuvalet kapısındaki fiyatla karşılıyor insanı. İster istemez canın sıkılıyor.
Şehirler yatırım yaparken sadece asfaltı, binayı, projeyi düşünmemeli. Algıyı da düşünmeli. Terminal ve havalimanı, bir şehrin kartvizitidir. Orada verilen her mesaj, misafirin zihnine kazınır. Ve bazen bu mesaj dev projelerle değil, en basit detaylarla verilir.