Psikolog Zeynep Yapınca, son günlerde yaşanan üzücü olaylara ilişkin yaptığı kapsamlı değerlendirmede, bu tür vakaların yalnızca bireysel değil toplumsal bir boyutu olduğuna dikkat çekerek ailelere, okullara ve topluma önemli sorumluluklar düştüğünü vurguladı. Yapınca, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde biriken duyguların zamanında fark edilmemesi halinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Psikolog Zeynep Yapınca açıklamasında, “Son günlerde yaşanan bu olaylar hepimizi derinden sarstı. Öncelikle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Böyle zamanlarda sadece ne olduğunu değil, neden oluyor ve bir daha nasıl önlenir sorularını da konuşmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“Bu tür olaylar çoğu zaman bir anda ortaya çıkmış gibi görünür”
Bu tür olayların çoğu zaman ani gelişmiş gibi algılandığını ancak aslında uzun süredir biriken duyguların sonucu olduğunu belirten Yapınca, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminin bu açıdan hassas olduğuna dikkat çekti.
Yapınca açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi:
“Bu tür olaylar çoğu zaman bir anda ortaya çıkmış gibi görünür ama aslında uzun süredir biriken duyguların sonucudur. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde; dışlanmışlık, anlaşılmama hissi, değersizlik düşünceleri ile birlikte yoğun öfke zamanla birikir. Çocuk kendini ifade edemediğinde ya da duyulmadığını hissettiğinde bu duygular içeride büyür. Ergenlikte ise bu durum daha da hassas hale gelir çünkü çocuk hem kim olduğunu anlamaya çalışır hem de ait olduğu bir yer arar.”
Risk faktörleri: Zorbalık, yalnızlık ve iletişim eksikliği
Psikolog Yapınca, risk faktörleri arasında özellikle akran zorbalığı, sosyal izolasyon, aile içi iletişim eksikliği ve dijital dünyada geçirilen uzun saatlerin öne çıktığını belirtti.
Açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu noktada risk faktörlerine baktığımızda ise akran zorbalığı, sosyal izolasyon, aile içinde iletişim eksikliği ya da aşırı baskı, yalnızlık hissi ve şiddetin normalleştiği içeriklere maruz kalma öne çıkıyor. Özellikle zorbalık yaşayan çocuklar kendilerini hem değersiz hem de yalnız hissedebiliyor. Dijital dünyada geçirilen uzun saatler ise gerçek bağların yerini doldurmuyor, aksine yalnızlığı daha da derinleştirebiliyor.”
Koruyucu faktörlerin ise çoğu zaman basit ama etkili unsurlar olduğuna dikkat çeken Yapınca, güvenli aile ortamının önemini vurguladı:
“Risk faktörlerinin yanında bu süreçte koruyucu faktörler dediğimiz şeyler ise aslında çok temel şeylerdir. Çocuğun kendini güvende hissettiği ve anlaşıldığını hissettiği bir aile ortamı, yargılanmadan konuşabildiği bir ilişki, okulda fark edildiğini bilmesi. Bunlar çocuklar için çok güçlü faktörlerdir.”
Ailelere önemli uyarı: Davranış değişimlerini göz ardı etmeyin
Ailelerin çocukların davranışlarındaki değişimleri dikkatle takip etmesi gerektiğini belirten Yapınca, özellikle ani içe kapanma ve sosyal uzaklaşma gibi işaretlerin önemsenmesi gerektiğini söyledi.
Yapınca şu değerlendirmeyi yaptı:
“Ailelere bu süreçte önemli bir rol düşüyor. Çocuğun davranışlarındaki değişimleri fark etmek çok kıymetli. Ani içe kapanma, öfke patlamaları, umutsuzluk ifadeleri, sosyal ilişkilerden uzaklaşma gibi durumlar geçer denilerek göz ardı edilmemeli ve takip edilmelidir. Çocukla kurulan iletişimde en önemli şey ise yargılamadan dinlemek. Bazen çözüm üretmekten önce anlamak gerekir. ‘Neden böyle yapıyorsun?’ yerine ‘Senin için zor bir şey mi var?’ diye sormak bile kurulan ilişkide büyük fark yaratır.”
Okulların rolü hayati önem taşıyor
Okulların yalnızca akademik değil aynı zamanda sosyal ve duygusal gelişim alanları olduğunu belirten Yapınca, rehberlik servislerinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Okullar ise bu sürecin en önemli parçalarından biridir. Okul sadece akademik bir yer değil aynı zamanda sosyal ve duygusal gelişim alanıdır. Öğrencinin duygusal durumu da en az dersleri kadar önemlidir. Öğretmenlerin gözlemleri, rehberlik servislerinin aktif çalışması ve erken müdahale mekanizmaları bu noktada hayati mekanizmalardır. Burada rehberlik servisleri çok önemli bir noktada ama çoğu zaman sayısal olarak yetersiz kalıyorlar. Bir uzmanın yüzlerce öğrenciyle ilgilenmesi bekleniyor. Bu da derinlemesine takip yapmayı zorlaştırıyor.”
Toplumsal travma ve ikincil travma uyarısı
Psikolog Yapınca, yaşanan olayların yalnızca doğrudan mağdurları değil toplumun tamamını etkileyen psikolojik kırılmalar oluşturduğunu belirterek iki önemli kavrama dikkat çekti:
“Son olarak şunu unutmamak gerekiyor. Bu tür olaylar sadece doğrudan mağdurları değil, toplumu bir bütün olarak etkileyen psikolojik kırılmalar oluşturur. Burada iki önemli kavramdan bahsetmek gerekiyor; toplumsal travma ve ikincil travma. Toplumsal travma, bir toplumun tamamını etkileyen güven duygusunu sarsan olaylardır. İnsanlar artık ‘Ben güvende miyim?’ sorusunu daha sık sormaya başlar. Bu da kaygı, öfke, güvensizlik ve kutuplaşmayı artırabilir. İkincil travma ise olayı doğrudan yaşamamış bireylerin özellikle medya, sosyal medya ve anlatılanlar yoluyla travmayı içselleştirmesidir. Bugün birçok çocuk ve genç olay yerinde bulunmasa bile bu görüntülere maruz kalarak aynı korkuyu yaşayabilir.”
Psikolog Zeynep Yapınca açıklamasını, “Bir çocuğun görülmemesi, duyulmaması sadece o çocuğun değil, hepimizin sorumluluğudur.” sözleriyle tamamladı.
Next




