Türkiye’nin deprem gerçeği, yıllar geçse de toplumsal hafızadaki yerini korumaya devam ediyor. Erzincan’da büyük yıkıma neden olan 13 Mart 1992 Erzincan Depremi, 34. yıl dönümünde bir kez daha hatırlandı. O dönemde Erzincan Anadolu Lisesi Müdürü olarak görev yapan ve ilerleyen yıllarda 26. Dönem Erzincan Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev alan Sebahattin Karakelle’nin, deprem sonrası kaleme aldığı makale yeniden gündeme geldi.
1992 yılında Erzincan Anadolu Lisesi’nin “Tomurcuk” dergisinde yayımlanan yazı, o dondurucu gecede yaşanan dramı, çaresizliği ve dayanışmayı satırlara taşıdı. Karakelle’nin kaleminden çıkan bu satırlar, sadece Erzincan’ın değil tüm Türkiye’nin deprem gerçeğini bir kez daha hatırlattı.
Tomurcuk Dergisindeki Yazı Depremin Acı Gerçeğini Anlatıyor
Sebahattin Karakelle’nin kaleme aldığı makalede, 13 Mart 1992 gecesinin Erzincan için unutulmaz bir dönüm noktası olduğu vurgulanıyor. Yazıda, Erzincan Anadolu Lisesi’nin yayın organı olan “Tomurcuk” dergisinin de bu felaketin ardından adeta o büyük acının bir parçası haline geldiği ifade ediliyor.
Makalenin girişinde, Erzincan’ın yaşadığı bu büyük felaketin şehirde derin izler bıraktığı belirtilirken, deprem sonrası yaşanan duygular şu ifadelerle dile getiriliyor:
Tomurcuk’un, geleceğe umutla yürüyen bir gençliğin sesi olduğunu belirten Karakelle, 13 Mart gecesinin ardından yaşanan felaketin yalnızca binaları değil, insanların hayatlarını ve umutlarını da derinden sarstığını anlatıyor. Erzincan’da yaşanan yıkımın ardından şehrin adeta donup kaldığı, buna rağmen yeniden ayağa kalkma inancının kaybedilmediği vurgulanıyor.
“Depremi Ancak Yaşayan Bilir” Sözleri O Geceyi Anlatıyor
Makalenin en dikkat çeken bölümlerinden biri ise deprem anında yaşanan insan dramını anlatan satırlar oldu. Karakelle, deprem felaketinin ancak yaşayanların anlayabileceği bir gerçek olduğunu şu ifadelerle dile getiriyor:
“Depremi ancak yaşayan bilir.”
Yazıda, enkaz altından yükselen yardım çığlıkları ve insanların yaşadığı çaresizlik çarpıcı bir dille aktarılıyor. Enkaz altındaki insanların yakınlarına seslenişleri, yardım çağrıları ve yaşanan dram satırlara şöyle yansıyor:
“Beni kurtar baba… Hani beni çok seviyordun… Ne olur Allah aşkına… Şuracıkta eşim ve iki yavrum var. Bu betonu elimdeki bu aciz keserle delemez miyim? Yardım edin bana…”
Bu sözler, deprem anında insanların yaşadığı büyük çaresizliği ve umutla umutsuzluk arasındaki ince çizgiyi gözler önüne seriyor.
Sebahattin Karakelle’nin makalesinde dikkat çeken bir diğer unsur ise birlik ve beraberlik vurgusu oldu. Yazıda, Erzincan’da görev yapan Türk öğretmenlerinin deprem sonrası büyük bir sorumluluk üstlendiği ve öğrencileri geleceğe hazırlamak için fedakârca çalıştıkları ifade edildi.
Karakelle, eğitim camiasının bu süreçte gösterdiği kararlılığı şu sözlerle dile getiriyor:
“Birlik ve beraberlik kaderi, lahitten başka her şeyi yener.”
Makale, Erzincan’da deprem sonrası gösterilen dayanışmanın yalnızca bir şehir için değil, tüm Türkiye için örnek bir tablo ortaya koyduğunu anlatıyor. Eğitimcilerin, öğrencilerin ve Erzincan halkının bu zorlu süreçte birbirine kenetlenmesi, felaketin yaralarının sarılmasında önemli rol oynadı.
Erzincan Depremi Gelecek Nesillere Bırakılan Bir Ders
Makalenin son bölümünde ise depremden sağ kurtulan öğrencilerin geleceğe hazırlanmasının önemine dikkat çekiliyor. Karakelle, deprem sonrası yapılacak her çalışmanın ve gösterilecek her fedakârlığın, gelecek kuşaklara bırakılacak en değerli miras olacağını vurguluyor.
Yazıda, depremde hayatını kaybeden vatandaşlar için rahmet dilenirken, geride kalanlara sabır temennisi iletiliyor. Erzincan’da yaşanan bu büyük felaketin unutulmaması ve toplumun deprem gerçeğine karşı her zaman hazırlıklı olması gerektiği ifade ediliyor.
34 yıl önce kaleme alınan bu satırlar, bugün hâlâ aynı duyguyu yaşatıyor. Erzincan’ın hafızasında derin izler bırakan 13 Mart 1992 depremi, hem acının hem de dayanışmanın sembolü olarak Türkiye’nin ortak hafızasında yaşamaya devam ediyor.