Terörün bitmesi umuduyla yazılan bir analiz. İyi niyetimizden vurulmamak dileğiyle.
“Savaş kazanmaya yaramaz ama, savaş kaybetmeye yol açabilir.”
Ernest Hemingway
Türkiye, on yıllardır süren bir terör sorunuyla mücadele etti. Bu mücadele sadece fiziki değil, aynı zamanda sosyo-psikolojik, ekonomik ve siyasal boyutları olan çok katmanlı bir süreci temsil etti. Şimdi, tarihi bir eşiğe gelindiği varsayılırsa; pkknın silah bırakması, sadece bir çatışmanın sonu değil, yeni bir dönemin başlangıcıdır. Peki bu yeni dönem, toplumsal hafızada, siyaset sahnesinde ve ülke ruh halinde neleri değiştirecek?
Türkiye, pkknın silah bırakması olasılığına yabancı değildir. Geçmişte özellikle 2009da başlayan “demokratik açılım” ve 2013’teki “çözüm süreci”, toplumu derinden etkileyen önemli girişimlerdi. Ancak bu süreçler terör örgütünün süreci taktiksel kazanıma dönüştürme çabaları nedeniyle sonuçsuz kaldı. O dönemlerde umutla beklenen barış iklimi, şehir savaşlarına, hendek terörüne ve yeniden tırmanan şiddete evrildi. Bugün gelinen noktada, geçmiş deneyimlerin hatırlanması; yeni bir barış ihtimalinde daha gerçekçi, denetimli ve toplumsal mutabakata dayalı bir yaklaşım geliştirilmesini zorunlu kılıyor.
Toplumsal hafıza ve psikolojik dönüşüm, en hassas boyutlardan biridir. Terörün uzun yıllar boyunca toplumda oluşturduğu korku, kutuplaşma ve güvenlik kaygısı kolayca silinmeyecek. Ancak silahların susması, bu travmalarla yüzleşme ve onları aşma fırsatı sunar. Özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerinde çatışma ortamında büyüyen çocuklar için bu yeni dönem, hayata umutla bakabilecekleri bir zemin olabilir. Toplumun farklı kesimleri arasında empatiyi artıracak, "öteki" olarak görülen bireylerin kabulünü kolaylaştıracaktır. Bu, yıllardır aranan toplumsal güvenin yeniden inşası açısından çok kıymetlidir.
Siyasi alanın normalleşmesi ise başka bir büyük değişimi beraberinde getirebilir. pkknın silah bırakması, şiddet tehdidinin gölgesinde yapılan siyasetin sona ermesi anlamına gelir. Bu durum, başta DEM Partisi vb olmak üzere ayrıştırıcı siyaset yapan yapıları daha kapsayıcı ve demokratik zeminlere çekecektir. Aynı zamanda güvenlik kaygısı merkezli söylemler yerini, ekonomi, eğitim, sosyal adalet gibi daha yaşamsal konulara bırakabilir. Siyasetin bu yeni zeminde yeniden şekillenmesi, Türkiye demokrasisi için büyük bir kazanç olur.
Devletin güvenlik politikalarında da ciddi bir dönüşüm yaşanması mümkündür. Operasyonel harcamaların ve iç güvenlik yatırımlarının bir kısmı, artık toplumsal kalkınmaya yönlendirilebilir. Eğitim, sağlık, altyapı gibi alanlara daha fazla kaynak aktarımı, özellikle gelişmemiş bölgelerdeki toplumsal huzurun güçlenmesini sağlayacaktır. Elbette güvenlik tamamen göz ardı edilemez; ancak artık daha stratejik ve dengeli bir anlayış gelişebilir.
Bütün bu değişimlerin belki de en derin anlamı, yeni bir milli birlik tanımının doğmasıdır. pkknın silah bırakması, Türkiye için sadece bir güvenlik zaferi değil, bir birlik ve kardeşlik sınavıdır. Bu dönemde toplumsal uzlaşının dili daha çok konuşulmalı, ayrıştırıcı kimlik siyasetlerinin yerine zaten anayasamızda da var olan ortak vatandaşlık bilinci daha güçlü vurgulanmalı. Birlik, artık sadece tehdit karşısında dayanışmakla değil, farklılıklar içinde birlikte yaşama iradesiyle anlam kazanmalıdır.
Ancak burada dikkatle üzerinde durulması gereken bir başka can sıkıcı durum var . pkknın zaman zaman dile getirdiği Lozan vurgusu, bu silah bırakma sürecini farklı bir siyasi manipülasyona dönüştürme çabası olarak da okunabilir. Lozan Antlaşması'nın yüzüncü yılı çerçevesinde Türkiye'nin uluslararası statüsünün ve iç dengelerinin yeniden tartışmaya açılması yönündeki söylemler, sadece bir barış arayışından değil, aynı zamanda yeni bir yapılanma tasavvurundan besleniyor olabilir. Bu bağlamda, silahların bırakılması, uzun vadeli hedefler uğruna stratejik bir geri çekilme olamaması için süreç dikkatle izlenmelidir. Türkiye'nin egemenlik haklarını, toprak bütünlüğünü ve ulusal birlik anlayışını zayıflatacak her türlü girişime karşı duyarlı olunmalıdır.
Ancak tüm bu umutların gölgesinde, unutmamamız gereken en derin acı, şehitlerimizin ardında bıraktığı boşluktur. Her çatışmanın, her karakol baskınının ardından bir eve düşen ateş, bu milletin hafızasına kazındı. O acılar, hiçbir siyasi çözümle tam anlamıyla silinemez. Bugün silahlar susmuş olsa da, yitip giden her can, her Mehmetçik, her polis, her öğretmen bu toprakların barışı için can verdi. Şehit ailelerinin yüreğindeki yangın, bizim toplumsal hafızamızın en onurlu ve en ağır yüküdür. Onlar, bu ülkenin sessiz kahramanlarıdır. Çatışmaların bitmesi için en ufak umut kırıntsı varsa bu onur onların hakkıdır.
Sonuç olarak, pkknın silah bırakması büyük bir fırsattır. Ancak bu fırsatın barışa, güvene ve toplumsal iyileşmeye dönüşmesi için çok yönlü, sabırlı bir izleme ve inşa sürecine ihtiyaç vardır. Silahların susması, barışın gelmesi değildir. Ama barış, silahların susmasıyla başlar. Türkiye, bu tarihi eşiği akıl, feraset ve toplumsal sorumlulukla aşarsa, sadece bir terör sorununu değil, geleceğe dönük kardeşlik idealini de kazanabilir.