Suça İtilmiş Çocuklar ve Ailenin Sorumluluğu

Eğitimci Yazar Saim Aybey’in Kaleminden...

Abone Ol

Ben bu aksam haberleri izlerken bolca suç isleyen çocuk manzarası ile karşılaştım. Çocuk bir suç işlemiş ailesi bu durumdan utanması gerekirken sanki tribünden futbol takımı destekler gibi tezahürat ediyor. Sonrası malum çocuk yaptığı davranışın doğru olduğuna emin oluyor birde adli kontrol şartıyla serbest kaldıysa daha ne olsun iki üç video çeker kriminal hayatların kutsandığı sosyal medya ortamlarında bu hayatın hayranı olan kız arkadaşını da buldumu keyfine diyecek yok. Ya Mağdur vatandaş ne oluyor dersiniz ? Şikayet dilekçesi yazmak avukat bulup delil araştırmak, sanık ailesi ve sanık tarafından açık veya üstü kapalı tehdit vs vs Mağdur vatandaşın hak arama mücadelesi bazen suçlu olandan daha meşakkatli geçiyor anlayacağınız. İşte bizim yazımızın konusu bu durumda çocuk suça mı itiliyor ? Yoksa suça teşvik mi ediliyor ? Vatandaş, Aile Devlet, Polis, Adalet sistemi bu yaşananlar karşısında ne gibi tepkiler veriyor.

Türkiye’de sokaklarda ve sosyal medyada sıkça gördüğümüz manzara, suça itilmiş çocukların (?) ailelerinin çoğu zaman bu duruma kayıtsız veya tepkisiz kaldığını gösteriyor. Bazı aileler, çocuklarının suça yönelmesini görmezden geliyor, hatta kimi zaman buna göz yumarak veya dolaylı teşvik ederek suça katkıda bulunabiliyor. Diğer yandan, bazı aileler ise suç işleyen çocuklarını tamamen kendi sorumlulukları dışında değerlendirerek, ortaya çıkan maddi ve manevi zararların üstüne almayı reddediyor. Bu gerçeklik, çocuk suçluluğu sorununun sadece çocuklarla değil, aile ve toplumla birlikte ele alınmasını zorunlu kılıyor.

Türkiye’de kolluk kuvvetlerinin işleyişi;

Mevcut durumda, tüm kolluk kuvvetleri adli kolluk olarak hareket ediyor, suç mahalline eğer rastlantı eseri suç işlenirken gelmediyse müdahale edemiyor, çünkü belli yetkileri elinden alınmış müdahale etse sorgulanıyor, dava ediliyor, ceza alıyor. Asayişi sağlama yetkisi kısıtlanıyor veya verilmediği için müdahale ancak suç işlendiğinde mümkün olabiliyor. Bu da suçların önlenmesini engelliyor ve toplumda güvenlik açıkları yaratıyor. Polis elindeki yetkilerle ne gerekiyorsa yapmak için çırpınıyor, Bu durumun düzeltilmesi, kolluk kuvvetlerinin hem önleyici hem de koruyucu görevlerini etkin şekilde yerine getirebilmesi için kritik önem arz ediyor .

Son zamanlarda Türkiye’de Ahmet Minguzzi ve Hakan Çakır vakaları gibi vakalar gösterdi ki suça itilen çocukla, bilinçli suç işleyen çocuk arasında belirgin bir çizgi var. Bir kere bu vakalardan sonra mağdur ailelerine yapılmayan tehdit kalmadı, defalarca suç işleyen çocukların sokakta rehabilitasyon görmeden dolaştığı ortaya çıktı birde bu çocuklara ve ailelerine yönelik bir yaptırımızda yok üstelik.

Bir çocuğun suça yönelmesinde aile ortamının rolü tartışılmaz. ABD’de özellikle düşük gelirli bölgelerde aile içi denetim ve rehberliğin yetersiz olmasının, çocukların suç ortamlarına itilmesinde belirleyici olduğu görülüyor. Hollanda ve Norveç gibi ülkelerde çocuk suçluların rehabilitasyonu için aileler de programa katılmak zorunda; çocuklarının davranışlarını yönlendirmeleri ve iyileştirici programlara katılmaları sağlanıyor. Japonya’da aile danışmanlığı ve psikososyal destek programları, çocuk suça yönelmeden önce aileyi müdahale sürecine dahil ediyor. Almanya ve İsveç’te ise, suça itilmiş çocuk ile bilinçli suç işleyen çocuk arasındaki ayrım, psikososyal değerlendirmeler, çevresel etkenler ve aile dinamikleri dikkate alınarak özel mahkemelerde yapılıyor.

Türkiye’de benzer bir yaklaşım benimsenebilir: Ailelerin zorunlu rehabilitasyon programlarına dahil edilmesi, çocuklarının suç döngüsünden çıkmasına katkı sağlayacaktır. Ayrıca, çocukların işlediği maddi suçlar açısından ailelerin sorumluluğu kritik. Çocuğun 18 yaşına kadar işlediği mülkiyet temelli suçların zararının, aileler üzerinden tahsil edilmesi hem adaletin sağlanması hem de aileleri çocuklarının davranışlarını yakından takip etmeye teşvik etme açısından önemli bir mekanizma olabilir.

Bu süreçte, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın rolü kritik hale geliyor. Bakanlık, çocuk suç işleme eğilimleri başlamadan önce aile ve çocukla ilgili önleyici tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığını denetlemeli; suç işlendikten sonra ise çocuk ve aile üzerindeki rehabilitasyon süreçlerini yakından izlemelidir. Bakanlığın aktif denetimi, hem suça itilmiş çocukların topluma kazandırılmasını hem de ailelerin sorumluluklarını yerine getirmesini garanti altına alabilir, almalıdır da. Bir ihmal durumunda herkesin hesap verebilmesi gereklidir, suc işleyen çocuğun adli kontrol şartıyla serbest bırakılması bir sosyal hizmet uzmanına yönlendirilmesi şartıyla olmalıdır. Eğer çocuk bir daha suça bulaşırsa Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yetkilileri yaptıkları konusunda adli makamlara rapor vermelidir.

Özetle, çocuk suçluluğu tek başına bir ceza meselesi değildir; toplumsal bir sınavdır. Türkiye’nin uluslararası uygulamalardan ders alması, aileyi sürece dahil etmesi, zorunlu rehabilitasyon programları uygulaması, Bunun yanında mağdurların korunmasına yönelik ek tedbirler uygulanmalıdır,maddi zararların aile üzerinden tahsilini sağlaması ve Bakanlık tarafından sıkı denetim mekanizmalarının işletilmesi şarttır. Ayrıca kolluk kuvvetlerinin asayişi etkin bir şekilde uygulamasına yönelik yapılandırılması, suçların önlenmesi ve toplum güvenliğinin korunması için elzemdir. Aksi takdirde, suça itilmiş çocuklar döngüden çıkamaz ve toplum hem travmalar hem de maddi kayıplarla bedel ödemeye devam eder.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }