Tuzu Kurular Cumhuriyeti

Eğitimci Yazar Saim Aybey’in Kaleminden...

Abone Ol

“Sofranda bal varsa Bağdat’tan atlı gelir.

Tezgâhın sağlamsa ipekler katlı gelir.

Ateş düştüğü yeri yakar demişler.

Ölü senin değilse helvası tatlı gelir.”

Günaydın, merhaba, selamün aleyküm…

Bir zamanlar gönülden söylenen bu kelimeler bile artık ödünç alınmış gibi. Sözde hâlâ dilimizde, ama içi boşalmış, ruhu kaybolmuş. İnsanlar birbirine nasılsın derken bile karşısındakini gerçekten merak ettiği için değil, toplumsal bir zorunluluk olarak söylüyor. Çünkü hayatımız, menfaat dünyasının rüzgârında savrulup gidiyor.

Çevremizde yükselen sesler hep aynı: “Adam sende!”, “Amaan bana ne!”, “Ben mi kurtaracağım?” Bu üç cümle, toplumsal vicdanımızın özetidir adeta. Başkasının derdine sırt dönmek artık olağan, komşunun yangınına kayıtsız kalmak normal. Diyergamlığın yerini bireysel kurtuluş hesapları almış durumda.

Sosyal psikoloji bu hâli çoktan tarif etti: Seyirci etkisi. Bir olayın ortasında onlarca kişi vardır ama kimse müdahale etmez. Herkes diğerinin harekete geçmesini bekler. Depremde, krizlerde, sokaktaki adaletsizlikte gördüğümüz tam da budur. Herkes gözünü bir başkasına dikmiş, sorumluluğu devretmiştir.

Bir de bilişsel çelişki vardır: Vicdan ile menfaat çatıştığında, insan kendini aklamak için bahaneler bulur. “Benim vergim gidiyor zaten”, “devlet ilgilensin”, “herkes kendi işine baksın.” Bu cümleler sıradan birer söz değil, toplumsal çürümenin bahaneye dönüştürülmüş hâlidir.

Peki sonuç ne?

Zengin fakiri görmezden geliyor.

Sağlığı yerinde olan hastayı düşünmüyor.

İşi yolunda giden, sıkıntı çekenin sesini duymuyor.

Bir taraf sofraya bal sürerken, diğer taraf ekmeğini kuruya katık ediyor.

Ve biz, farkında bile olmadan, koskoca bir “Tuzu Kurular Cumhuriyeti”olmuşuz.

Ama unutmamamız gereken bir gerçek var: Ateş sadece düştüğü yeri yakmaz. Bugün “bana dokunmayan yılan” dediğimiz her mesele, yarın gelip kapımızın eşiğine dayanır. Vicdanı, empatiyi, diyergamlığı kaybetmiş bir toplumun geleceği, ipek gibi katlanmaz; aksine, incecik bir iplik gibi kopar.

Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit:

Bir günaydının, bir nasılsının içini samimiyetle doldurmak.

Birinin derdiyle dertlenmeyi lüks değil, insanlık borcu bilmek.

Çünkü ancak o zaman, tuzu kurular cumhuriyetinden çıkıp gerçek bir İnsanlık Cumhuriyeti kurabiliriz.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }