Zeki Polat'ın kaleminden...

Herkes soruyor: “Destici’ye tepki vermeyecek misin?”

Gerekirse elbette veririm. Ama benim asıl üzüldüğüm nokta, siyasetin düştüğü haldir.

Bir bakıyorsunuz dün aynı sofrada oturanlar, bugün birbirine düşman kesilmiş. Dün birlikte yol yürüyenler, bugün birbirini hedef alıyor. Oysa devlet adamlığı dün dost olup bugün düşman kesilmek değil, yarın da yüzüne bakabilecek bir siyaset dili kurabilmektir.

Sayın Binali Yıldırım’ın açıklamalarına katılmadığımı açıkça ifade ediyorum. Devletin en yüksek makamlarında bulunmuş bir büyüğümüzün, milleti umutlandıracak sözler yerine gönülleri yaralayan ifadeler kullanmasını doğru bulmuyorum. Elbette eleştiri yapılabilir, farklı düşünceler dile getirilebilir. Ama bulmuyorum diye de kimseye “terör sevici” ya da “terörist” gibi yakıştırmalar yapmak doğru değildir.

Bunun acısını daha önce yaşamadık mı?

Seçim meydanlarında kendilerine oy vermeyenlere “PKK’lı”, “Kandil’e cephane taşıyor” diye iftiralar atılmadı mı? O gün ne kadar yanlışsa, bugün de aynı ithamlar o derece yanlıştır. Çünkü bu tür sözler milletin vicdanını yaralar, toplumu böler, kardeşliği zedeler.

Ama işin daha vahimi; Sayın Destici’nin çıkıp, devlet terbiyesiyle bağdaşmayan ağır ifadeler kullanmasıdır. Eleştiri olur, fikir ayrılığı olur; fakat hakaretle siyaset yapılmaz. Hele ki devletin birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu bu günlerde.

Biliyorum ki Sayın Destici, bugün ittifakın içinde olsaydı, o eleştirileri böylesine ağır, böylesine kırıcı bir şekilde dile getirmezdi. Demek ki siyaset, ilkesel değil; konjonktürel bir zeminde yürütülüyor. İşte bu, asıl üzerinde düşünülmesi gereken acı tablodur.

Unutulmasın: Bu millet yoluna bakar, ekmeğine bakar, hizmetine bakar.

Köprüsünden geçen de, yolunda yürüyen de kimin çalıştığını, kimin sadece konuştuğunu çok iyi bilir.

Siyaset, dün dost olup bugün düşman kesilmek değildir.

Siyaset, kalıcı olanı inşa etmektir. Tarihe kalacak olan ne hamasi sözler ne de ağır ithamlardır. Tarihe kalacak olan, millet için yapılan hizmettir.