Nehaber24 ekranlarında yayınlanan Hayatın İçinden programının bu bölümünde, Erzincan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Zeki Demirbaş konuk oldu. Program boyunca Demirbaş; çocukluk yıllarından Almanya günlerine, İstanbul’daki film sektörü deneyimlerinden Erzincan’a dönüşüne, Erzincan’da yayıncılığın ilk adımlarından bugün cemiyet başkanı olarak yürüttüğü çalışmalara kadar birçok başlıkta samimi değerlendirmelerde bulundu.

Programın açılışında Selçuk Özdemir’in “Zeki abi, sizi tanımayanlar için kendinizi kısaca tanıtır mısınız?” sorusuna, Demirbaş esprili bir dille yanıt verdi. Yaşını paylaşmak istemediğini söyleyen Demirbaş, kendisini “Erzincan Üzümlü eşrafından Zeki Demirbaş” olarak tanımladı; yıllarını gazeteciliğe verdiğini, hayatında Almanya döneminin önemli bir yer tuttuğunu ifade etti.

Zeki Demirbaş’ın Hayat Hikâyesi: Almanya Yılları ve İstanbul’daki Film Sektörü

Zeki Demirbaş, 12 yaşında annesini kaybettikten sonra üç kardeş annesiz kaldıklarını; babasının Almanya’da çalışması nedeniyle ailece Almanya’ya gittiklerini anlattı. O yıllarda dil ve kültür zorlukları yaşadıklarını, ancak zamanla Almanca’yı çok iyi öğrendiğini, yazıp konuşabildiğini belirtti.

Demirbaş, daha sonra İstanbul’da film sektöründe uzun süre çalıştığını; özellikle Erler Film döneminde kameramanlık ve kamera arkası hizmetlerde emek verdiğini dile getirdi. “Kamera önünde onlar vardı, biz kamera arkasındaydık” sözleriyle o yılların temposunu özetledi. Babasının isteği üzerine Erzincan’a döndüğünü ve burada farklı işlerde çalıştığını da sözlerine ekledi.

Erzincan’da Televizyonun Doğuşu: “Acil Bir Televizyon Kurmamız Lazım”

Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Erzincan’da yayıncılığın ilk dönemlerine dair anlatımlar oldu. Demirbaş, merhum Valimiz Recep Yazıcıoğlu döneminde, depremin ardından Erzincan’ın hâlâ toparlanamadığı, iletişim imkânlarının sınırlı olduğu yıllarda yaşananları aktardı.

Demirbaş’ın ifadelerine göre, o dönemde sosyal medya yoktu, halkla hızlı iletişim kurmak zordu. Demirbaş, Sayın Yazıcıoğlu’nun bir gün dükkâna gelerek “Çok acil bir televizyon kurmamız lazım” dediğini, halkla iletişimi güçlendirmek için böyle bir ihtiyacın doğduğunu anlattı. Kendisinin bu işi başta kabul etmekte zorlandığını, ancak süreç içinde kurulum ve yayın aşamalarında aktif rol aldığını söyledi.

1993’te Cami Kebir’den İlk Canlı Yayın: “Tripot Yoktu”

Demirbaş, 1993 yılında depremin yıl dönümünde Cami Kebir’den ilk canlı yayının verildiğini, bunun Erzincan yayıncılığı açısından bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. O günkü teknik imkânların kısıtlı olduğunu; bazı kişilerin “Bu cihazlarla canlı yayın olmaz” dediğini, ancak kendisinin test ederek yayın yapmaya karar verdiğini belirtti.

Tripotların dahi olmadığı bir dönemde, vericinin dağa konulması fikriyle deneme yaptıklarını, rüzgâr çıkmaması için dua ettiklerini ve yayının başarıyla gerçekleştiğini anlattı. Yaklaşık 7-8 kiloluk kamerayı omzunda taşıyarak, camide sandalye üstünde saatlerce canlı yayın yaptığını söyleyen Demirbaş, “Program uzadıkça terim yüzümden akıyordu ama mutluydum” sözleriyle o günü hatırlattı.

Uluköy ve Başbağlar: Gazetecilikte Görev Aşkı ve Tanıklık

Zeki Demirbaş, Erzincan’da yaşanan önemli olayların birçoğuna kamera arkasından tanıklık ettiğini, Uluköy ve Başbağlar gibi süreçlerde görüntü almak için zorlu koşullara rağmen yola çıktıklarını dile getirdi. “Korkmaz olur muyuz, korkudan ölecektik ama o görüntüyü almak için gidecektik” sözleriyle gazetecilikte görev bilinci ve meslek aşkını öne çıkardı.

Demirbaş ayrıca, 1993’ten sonra Erzincan’da yayıncılık, televizyonculuk, program yapımcılığı ve sunuculuk alanlarında çalıştıklarını, pek çok meslektaşlarını yetiştirip eğittiklerini belirterek, bugün farklı kurumlarda görev yapan gazetecileri gördükçe gurur duyduğunu söyledi.

Erzincan Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı: “Cemiyet Hepimizin Kapısı”

Programda, Demirbaş’ın Erzincan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak yürüttüğü çalışmalar da detaylı şekilde ele alındı. Demirbaş, cemiyetin 2010 yılında kurulduğunu, bugüne kadar emeği geçen herkese teşekkür ettiğini ve kendisinin de emekli olduktan sonra bu göreve talip olduğunu belirtti. Seçim sürecinin “tatlı ve kaliteli bir yarış” şeklinde geçtiğini, üyelerin teveccühüyle başkan seçildiğini anlattı.

Cemiyeti yalnızca gazetecilerin değil, şehirde herkesin bir kapısı olarak gördüğünü ifade eden Demirbaş, sabah 09.00’da açıp akşam 17.00’de kapattıklarını, gün içinde hem gazetecileri hem vatandaşları dinleyip yardımcı olmaya çalıştıklarını söyledi. Cemiyetin bugün 69 üyesi olduğunu, üye sayısını artırmayı hedeflediklerini de ekledi.

Afet Bağlantıları ve Avrupa İlişkileri: Arama Kurtarma Köprüsü

Demirbaş, Almanya geçmişi sayesinde Avrupa ile güçlü bağlantılar kurduklarını, bu bağlantıların özellikle afet süreçlerinde önemli olabileceğini vurguladı. Avrupa’daki ISAR benzeri arama-kurtarma ekipleriyle iletişim içinde olduklarını; deprem olduğunda hemen “İyi misiniz, gelelim mi?” şeklinde mesaj aldıklarını söyledi.

Gazeteciler Cemiyeti’nin burada bir “köprü vazifesi” gördüğünü belirten Demirbaş, ekipman ve eğitim konularında destek istediklerini, özellikle arama-kurtarma köpeği gibi alanlarda iş birliği planladıklarını ifade etti. Bu yaklaşımın “gazetecilerle arama kurtarma ne alaka?” diye sorgulanabileceğini ancak ihtiyaç halinde dış destek ağlarının hayati önem taşıdığını anlattı.

Gençlere Mesaj: Eğitim, Teknoloji Kullanımı

Programın dikkat çeken bölümlerinden biri de Demirbaş’ın gençlere dair uyarıları oldu. 20 yaşındaki haline seslense “eğitime daha çok önem ver, zamanı iyi değerlendir” diyeceğini ifade eden Demirbaş, gençlerin okula gitmek istememesinden, sigara yaşının düşmesinden, sanal kumar ve telefon kullanımındaki yanlış yönelimlerden duyduğu üzüntüyü paylaştı.

Almanya’da öğrencilerin okula gitmek için sabahı zor ettiğini söyleyen Demirbaş, Avrupa’yı görmenin ufku açtığını vurguladı. Gençlerin mutlaka yurt dışına çıkması gerektiğini; okulları, çalışma kültürünü, üretimi ve düzeni görmelerinin kendilerine vizyon kazandıracağını dile getirdi.

Erzincan Sevgisi: “Erzincan Benim Hatıralarım, Benim Toprağım”

Demirbaş, Erzincan’a bağlılığını “Türkiye ana vatanım ama Erzincan benim memleketim” sözleriyle anlattı. Büyükşehirlerde ciddi teklifler aldığını, ancak hiçbirini kabul etmediğini; Erzincan’daki insan ilişkilerinin, doğanın, suyun ve hayatın samimiyetinin başka yerde bulunmadığını söyledi.

Bir örnek vererek Erzinan'da bir mağazada cüzdanını unuttuğu halde esnafın kendisine güvendiğini ve parayı sonradan gönderdiğini anlattı; bunun bile şehirler arasındaki güven iklimini gösterdiğini ifade etti. Erzincan’ın suyunu, havasını, doğasını ve komşuluk kültürünü vurgulayan Demirbaş, “Her şey para değil, hayat hayattır” dedi.

Erzincan Arşivi ve Hafıza Çağrısı: Fotoğraf ve Kasetler Cemiyette Toplanacak

Programın öne çıkan bölümlerinden biri de Demirbaş’ın Erzincan’ın hafızasını oluşturma hedefi oldu. Deprem dönemine ait çok sayıda görüntü ve fotoğrafın elinde bulunduğunu, bunları Erzincan Gazeteciler Cemiyeti’ne bağışlayacağını açıkladı. Ayrıca herkesin elindeki eski fotoğrafların, VHS ve beta kasetlerin kaybolmadan cemiyete getirilmesi çağrısında bulundu.

Demirbaş, bu arşivin dijitale çevrilmesi için sistem kurduklarını, arşivin gelecek nesillerin erişebileceği şekilde korunmasını istediklerini ifade etti. “Evlerimizde saklamayalım; kimse kıymetini bilmeyebilir” diyerek, şehir belleğinin kurumsal bir çatı altında yaşatılmasının önemini vurguladı.

Programın Kapanışı: “Nehaber24 Hep Var Olsun”

Programın sonunda Zeki Demirbaş, Nehaber24’e başarı dileklerini ileterek Selçuk Özdemir’i tebrik etti. Demirbaş ayrıca, memlekete hizmet etmiş herkese saygılarını sunduğunu; Erzincan’a emek veren isimleri anarak, kamu görevlerinin sorumluluk taşıdığını ve herkesin harcadığı zamanı “hesap verme bilinciyle” değerlendirmesi gerektiğini ifade etti.

Hayatın İçinden programı, Zeki Demirbaş’ın hayat tecrübelerini, Erzincan’ın yakın tarihine dair tanıklıklarını ve gazetecilik mesleğine dair mesajlarını izleyiciyle buluşturarak sona erdi.