Nehaber24 ekranlarında Selçuk Özdemir ve Ecem Öztürk’ün sunumuyla yayımlanan “Söz Sırası Bizde” programının ikinci bölümünde Erzincan’ın gündemindeki gelişmeler kapsamlı şekilde değerlendirildi. Programda iklim değişikliği, Girlevik Şelalesi, kültür ve sanat etkinlikleri, tarımsal üretim, sokak hayvanları, şehir temizliği, düğün masrafları ve taziye gelenekleri konuşuldu.
Programın açılışında ilk bölümün ardından izleyicilerden gelen geri dönüşler ele alındı. Ecem Öztürk, eleştirilerin büyük bölümünün yapıcı ve olumlu olduğunu belirterek eksiklerin dile getirilmesinin kendileri için değerli olduğunu söyledi.
Sürekli övgü beklemenin doğru olmadığını ifade eden Öztürk, yapılan eleştirilerden memnuniyet duyduğunu ve geri dönüşlerin yaklaşık yüzde 90’ının olumlu olduğunu dile getirdi. “Söz Sırası Bizde” programının bundan sonra her hafta pazartesi günü izleyiciyle buluşacağı açıklandı.
Programın ilk gündem maddesi Erzincan’da etkili olan yağışlar ve ani sıcaklık artışı oldu. İklim değişikliğine bağlı olarak mevsimlerin kaydığına dikkat çekilirken, kentte ilkbaharın yeterince hissedilmeden yaz sıcaklarının başladığı ifade edildi.
Ergan Dağı ve çevresindeki dağların uzun yıllardan sonra ilk kez bu kadar yeşil bir görünüme kavuştuğu belirtilirken, yoğun yağışların barajların doluluk oranını yüzde 100 seviyesine taşıdığı aktarıldı.
Yağışların barajlar açısından umut verici olduğu ancak çiftçilerin ekim takvimini olumsuz etkilediği kaydedildi. Fasulye, şeker pancarı ve diğer tarım ürünlerinin ekiminde gecikmeler yaşandığı, buğday üreticilerinin de zorlu kış şartları nedeniyle sıkıntı çektiği dile getirildi.
Girlevik Şelalesi’nin korunması Erzincan için önemli
Havaların ısınmasıyla birlikte Erzincan’ın en önemli dinlenme ve turizm noktalarından biri olan Çağlayan bölgesinin yeniden hareketleneceği belirtildi. Halk arasında “Çağlayan Şelalesi” olarak bilinen Girlevik Şelalesi’nin özel koruma statüsüne alınmasının son derece önemli olduğu vurgulandı.
Bu sürece verdiği destek nedeniyle Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu’ya teşekkür edildi. Girlevik Şelalesi’nin Çağlayan beldesinde bulunması nedeniyle Erzincanlıların bölgeyi doğrudan “Çağlayan” olarak adlandırdığı hatırlatıldı.
Şelaleyi besleyen suların Kalecik köyündeki dokuz farklı kaynağın birleşmesiyle oluştuğu, bölgenin karstik yapısı ve tüf taşlarının binlerce yıllık aşınma ve birikme sonucunda katmanlı bir görünüm kazandığı anlatıldı. Bölgede özel ve endemik bitki türlerinin bulunmasının koruma kararını daha da önemli hâle getirdiği ifade edildi.
Girlevik Şelalesi’nin yerli ve yabancı turistleri ağırlayan önemli bir turizm merkezi olduğu belirtilirken, Çağlayan yolu üzerindeki restoran ve işletmelerin de farklı kesimlerin eğlenme, yemek yeme ve dinlenme ihtiyaçlarını karşıladığı kaydedildi.
Gençler Erzincan’da kültür ve sanat etkinliği istiyor
Programda Erzincan’daki gençlerin kültür, sanat ve eğlence alanındaki beklentileri de konuşuldu. Daha önce gerçekleştirilen sokak röportajlarında bazı gençlerin Erzincan’daki hayatın tek bir cadde üzerine sıkıştığını, eğlence mekânları ile kültür ve sanat faaliyetlerinin yetersiz kaldığını söylediği aktarıldı.
Eğlence kavramının yalnızca alkollü mekânlarla sınırlandırılmaması gerektiği vurgulanarak insanların arkadaşlarıyla alkolsüz, güvenli ve keyifli ortamlarda vakit geçirmesinin doğal bir ihtiyaç olduğu ifade edildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivallerinin Erzurum ve Trabzon gibi büyük şehirlerde gerçekleştirildiği ancak küçük bir şehir olması nedeniyle Erzincan’ın çoğu zaman bu tür organizasyonların dışında kaldığı dile getirildi.
Erzincan’ın konserlere ihtiyaç duyduğu, özel ve biletli konserlerde ücretlerin 2 bin ile 3 bin liraya kadar çıkmasının özellikle öğrencilerin katılımını zorlaştırdığı belirtildi. Geçmiş yıllarda düzenlenen halk konserleri ve yaz festivallerinde alanların tamamen dolduğu, vatandaşların etkinliklere yoğun ilgi gösterdiği hatırlatıldı.
Erzincan’da tiyatro, opera ve bale talebi
Şehirde yalnızca konserlerin değil tiyatro, opera, bale ve diğer sahne sanatlarının da daha sık düzenlenmesi gerektiği ifade edildi. Erzurum Devlet Tiyatrosu örneği verilerek Erzincan’ın da köklü ve düzenli bir tiyatro yapısına kavuşması istendi.
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin gelecekte bu alanda daha etkin rol üstlenebileceği belirtildi. Halkın kültür ve sanat faaliyetlerine yönelik talebinin bulunduğu ancak programların yeterli sıklıkta gerçekleştirilmediği kaydedildi.
Geçmiş yıllarda Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde düzenlenen folklor kurslarının gençlere halk oyunlarını öğrettiği hatırlatılarak bu çalışmaların yeniden yaygınlaştırılması gerektiği vurgulandı.
Cumhuriyet Meydanı’nda 53 ilden ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin hazırladığı ürünlerin sergilendiği programda öğrencilerin gerçekleştirdiği halk oyunları gösterisinin büyük beğeni topladığı ifade edildi.
Erzincan Düz Halayı yeni nesillere öğretilmeli
Erzincan tanıtım günlerinde kentin halk oyunlarının yeterince temsil edilmemesinin üzücü olduğu dile getirildi. Erzincan’ın simgelerinden biri olan Düz Halay’ın yeni nesillere öğretilmesi gerektiği belirtilirken, “Havuzbaşı’nın Gülleri” gibi yöresel eserlerin de etkinliklerde daha fazla kullanılması istendi.
Tazelenme Üniversitesinde oluşturulan koronun insanların yaş alsalar bile ruhlarındaki enerjiyi kaybetmediğini gösterdiği ifade edildi. Gelecek yıllarda bu programlara bir folklor ekibinin de dâhil edilebileceği belirtildi.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu’ya çağrıda bulunularak Erzincan’ın Kültür Yolu Festivali ve benzeri organizasyonlara dâhil edilmesi istendi. Konser, tiyatro ve farklı kültürel etkinliklerin ayda en az bir kez düzenli olarak yapılmasının şehir için önemli olduğu vurgulandı.
Geçmişte Belde Sineması’nın bulunduğu alanda tiyatro gösterilerinin düzenlendiği hatırlatılırken, bugün belediyeye ait yeterli büyüklükte ve herkesin haberdar olduğu bir gösteri alanının bulunmadığı ifade edildi. Çarşı Mahallesi TOKİ konutları içerisinde küçük bir salon bulunduğu ancak bu alanın ihtiyacı karşılamakta yetersiz kaldığı belirtildi.
Hükümlü kadınlar üretime katılarak gelir elde ediyor
Programda Cumhuriyet Meydanı’nda açılan ceza infaz kurumları ürünleri fuarı da değerlendirildi. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu ile Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu’nun katılımıyla açılan fuarda, 53 şehirdeki hükümlüler tarafından hazırlanan el emeği ürünlerin satışa sunulduğu aktarıldı.
Erzincan Ticaret ve Sanayi Odası Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Rüveyda Tanoğlu’nun 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında kadın ceza infaz kurumuna gerçekleştirdiği ziyaret sonrasında önemli bir üretim çalışmasının başladığı anlatıldı.
Ceza infaz kurumuna 10 dikiş makinesi kazandırıldığı, yaklaşık 20 hükümlü kadına Halk Eğitimi Merkezi eğitmenlerinin desteğiyle dikiş kursu verildiği belirtildi. Eğitimlerin ardından kadınların hastaneler ile Antalya, İzmir ve farklı şehirlerdeki kurumlar için üretim yapmaya başladıkları aktarıldı.
Üretim sayesinde milyonlarca liralık iş hacmine ulaşıldığı ve hükümlü kadınların gelir elde ettiği ifade edildi. Kadınların ceza infaz kurumunda zamanlarını üretimle değerlendirdiği, ekonomik kazanç sağladığı ve topluma faydalı ürünler hazırladığı kaydedildi.
Yastık, çarşaf ve farklı mefruşat ürünlerinin kaliteli ve uygun fiyatlı olarak üretildiği, Erzincan Adliyesi içerisinde de bu ürünlerin satılacağı bir mağaza kurulmasının planlandığı belirtildi.
Şehir temizliği yalnızca belediyenin görevi değil
Programın dikkat çeken başlıklarından biri de şehir temizliği oldu. Belediye ekiplerinin sokakları temizlemekle sorumlu olduğu ancak şehirde yaşayan herkesin çevreyi temiz tutma yükümlülüğü bulunduğu vurgulandı.
Geçmiş yıllarda insanların evlerinin ve iş yerlerinin önünü süpürdüğü hatırlatılarak bu kültürün yeniden yaşatılması gerektiği ifade edildi. Vatandaşların çöplerini çöp kutularına atmaları ve yapılan hizmetleri korumaları istendi.
Caddelerde sigara izmaritlerinin söndürülebileceği kutuların bazı bölgelerde yetersiz olduğu belirtilerek belediyeye bu kutuların sayısının artırılması çağrısında bulunuldu. Temizlik çalışanlarının yere atılan tek bir izmariti almak için dahi büyük emek verdiğine dikkat çekildi.
Erzincan’ın temizlik konusunda geçmiş yıllara göre daha iyi bir noktaya geldiği ancak sorumluluğun yalnızca belediyeye bırakılamayacağı ifade edildi. Yere su şişesi ve çöp atan vatandaşların uyarılmak zorunda kalınmasının üzücü olduğu kaydedildi.
Parklara ve caddelere dikilen çiçeklerin koparılmaması gerektiği vurgulanırken, belediye ekiplerinin dikim, sulama ve bakım için emek harcadığı hatırlatıldı.
Ters lale ve lavanta Erzincan ekonomisine katkı sağlayabilir
Erzincan Belediyesinin ters lale üretimine yönelik çalışmaları da programda gündeme geldi. “Ağlayan gelin” adıyla da bilinen ters lalenin koruma altındaki özel türler arasında bulunduğu, endemik çeşitleri ve yapısındaki maddeler nedeniyle tıbbi açıdan da değer taşıdığı belirtildi.
Ters lalenin küresel süs bitkileri pazarında önemli bir paya sahip olduğu, fotoğrafçılık ve turizm açısından da Erzincan ekonomisine katkı sağlayabileceği ifade edildi.
Belediyenin uzun süredir devam ettirdiği lavanta projesi de değerlendirildi. Çalışmaların küçük deneme alanlarıyla başladığı ve zaman içerisinde 20 dönümden daha büyük alanlara ulaştığı aktarıldı.
Lavanta projesinin 3 bin aileye istihdam sağlama hedefinin önemli olduğu belirtilirken, ürünün özellikle kozmetik sektöründe değerlendirilebileceği kaydedildi. Projenin hem işsizliğin azaltılmasına hem de kullanılmayan tarım arazilerinin ekonomiye kazandırılmasına katkı sunabileceği ifade edildi.
Erzincan Belediyesinin lavanta ve ters lalenin yanında buğday üretimi de yaptığı, boş durumdaki arazileri ekerek üretken belediyecilik anlayışı sergilediği belirtildi. Erzincan Belediye Başkanı Bekir Aksun’a tarımsal üretime verdiği destek nedeniyle teşekkür edildi.
Erzincan’da çilek üretimi büyüyor
Programda Erzincan’da son yıllarda gelişen çilek üretimi de ele alındı. Bursa’da mobilya sektöründe faaliyet gösterdikten sonra Erzincan’a dönen Fikret Ateş’in atıl durumdaki arazisinde çilek ve böğürtlen yetiştirmeye karar verdiği anlatıldı.
Bir girişimcinin inancıyla başlayan çalışmaya daha sonra Erzincan Valiliği, belediye, muhtarlık ve diğer kurumların destek verdiği ifade edildi. Sağlanan yüzde 75 hibeyle üretimin genişlediği ve yılda yaklaşık 25 ton çilek üretilmesinin hedeflendiği aktarıldı.
Erzincan’ın coğrafi şartları nedeniyle bazı imkânlardan mahrum kalabileceği ancak üretmeye ve yeni alanlar oluşturmaya devam ettiği vurgulandı. Kentte çilek ve kiraz pazarlarının geliştiği, Üzümlü ilçesinin üzüm üretiminde önemli bir konuma sahip olduğu belirtildi.
Geçen yıl yaşanan zirai sorunlar nedeniyle kiraz ve üzüm fiyatlarının yükseldiği, kaliteli ürünlerin önemli bölümünün yurt dışına gönderilmesi nedeniyle vatandaşların ürüne ulaşmakta zorlandığı ifade edildi.
Organize Sanayi Bölgesi’nde yürütülen 600 dönümlük sera çalışmalarının faaliyete geçmesiyle Erzincan’ın tarım şehri olma yolunda daha güçlü bir konuma gelebileceği kaydedildi. Kentin tarım, tıbbi ve aromatik bitkiler, rekreasyon, ihracat ve coğrafi işaretli ürünlerde marka şehir olması gerektiği belirtildi.
Kemaliye’nin kültürel ve doğal değerleri anlatıldı
Erzincan’ın ilçelerinin önemli tarımsal ve turistik potansiyele sahip olduğu ifade edilirken Kemaliye’nin farklı iklimi, tarihi yapısı ve kültürüyle özel bir yere sahip olduğu vurgulandı.
Kemaliye’de incir yetiştiği, çok sayıda dut çeşidinin bulunduğu ve ilçenin Erzincan merkezinden farklı bir müzik kültürüne sahip olduğu anlatıldı. Merkezde zurna ağırlıklı müzik kültürü bulunurken Kemaliye’de Malatya ve Arapgir’e yakınlığın da etkisiyle klarnetin öne çıktığı kaydedildi.
İlçedeki 250-300 yıllık evler ve konakların büyük kültürel değer taşıdığı, Kemaliye’nin UNESCO sürecindeki öneminin Erzincan’a değer kattığı ifade edildi.
Kemaliye Kültür ve Kalkınma Vakfı tarafından her yıl düzenlenen festival kapsamında farklı ülkelerden sporcuların ilçeye geldiği hatırlatıldı. Dünyanın önemli kanyonlarından biri olan Karanlık Kanyon’un turizm açısından büyük bir potansiyel taşıdığı belirtildi.
Tercan dondurması ve yöresel yemekler tescillenmeli
Tercan’da keçi sütüyle üretilen dondurmanın tescillenmesi için çalışma yürütüldüğü belirtilirken, Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu’nun yöresel ürünlerin tanıtımına verdiği destek takdirle karşılandı.
Pekmezli yufka, babikko ve yöresel çorbalar gibi Erzincan mutfağına ait birçok ürünün yeterince tanınmadığı ifade edildi. Erzincan’a özgü yemeklerin coğrafi işaret alması amacıyla yapılan başvuruların kentin kültürel mirasının korunması açısından önemli olduğu vurgulandı.
Erzincan’ın sahip olduğu ürünlere zamanında sahip çıkmaması hâlinde farklı şehirlerin bu değerleri kendi adlarıyla tanıtabildiği belirtildi. Erzincan bakırcılığının geçmişte önemli bir yere sahip olduğu ancak Gaziantep ve Erzurum gibi şehirlerin bu alanda daha görünür hâle geldiği ifade edildi.
Bakır ürünler günümüz tasarımlarıyla yeniden yorumlanmalı
Erzincan’da bakırdan hazırlanan küçük tepsiler, sunum ürünleri ve dekoratif eşyaların modern tasarımlarla yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Bakırcılığın yalnızca geçmişe ait bir meslek olarak görülmemesi, sanat ve turizmle bütünleştirilerek yaşatılması istendi.
Yeraltı Çarşısı’nı yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği ancak Erzincan’ın tarihî bakır kültürüne yeterince sahip çıkamadığı ifade edildi. Bakır bardaklar, ayran tasları ve sahanda yapılan yemekler hatırlatılarak bakırın günlük hayatta yeniden kullanılabileceği kaydedildi.
Sokak hayvanları için güvenli yaşam alanı oluşturulmalı
Programda sokak hayvanlarıyla ilgili tartışmalara da yer verildi. Hayvanların uyutulmasına karşı olunduğu ancak Erzincan’da çocukların sokak köpeklerinin saldırısına uğradığı ciddi olayların yaşandığı hatırlatıldı.
Sokak köpeklerinin kontrolsüz şekilde caddelerde bırakılmaması, güvenli toplama ve yaşam alanlarına götürülmesi gerektiği ifade edildi. Bununla birlikte hayvanların da yaşam hakkına sahip olduğu vurgulanarak şehir dışında doğal şartlara uygun bir “Patiköy” kurulabileceği belirtildi.
Erzincan Belediyesinin Davarlı köyü ve Kent Ormanı bölgesine yakın bir alanda bu konuda çalışma yürüttüğü aktarıldı. Sokak hayvanlarının yemek ihtiyacının restoranlar, askerî birlikler ve büyük kurumlarda artan yemeklerle karşılanabileceği ifade edildi.
Doğadaki dengenin korunması gerektiği, hayvanların tamamen ortadan kaldırılmasının farklı çevresel sorunlara neden olabileceği belirtildi. Hayvan sevgisinin önemli olduğu ancak her konuda olduğu gibi yaklaşımın ölçülü ve dengeli olması gerektiği dile getirildi.
İzleyicilere gündem çağrısı yapıldı
Programın ilerleyen bölümlerinde izleyicilerden Erzincan’ın gündemine ilişkin görüş ve önerilerini yorum bölümünden paylaşmaları istendi. Yalnızca mevcut konuların değil, izleyiciler tarafından gündeme getirilecek sorunların da araştırılarak konuşulacağı belirtildi.
“Biz sustukça bir şeyler düzelmiyor” mesajı verilerek şehir meselelerinin konuşulması gerektiği vurgulandı. Ancak sohbetlerin yalnızca konuşmuş olmak için yapılmayacağı, araştırmaya dayalı ve gerektiğinde konunun uzmanlarının katılımıyla sürdürüleceği ifade edildi.
Düğün masrafları gençlerin evlenmesini zorlaştırıyor
Yaz mevsiminin başlamasıyla birlikte açılan düğün sezonu da programın önemli başlıklarından biri oldu. Yeni evlenecek çiftlere mutluluk dilenirken, altın fiyatları ve artan organizasyon giderleri nedeniyle düğün yapmanın son derece zorlaştığı belirtildi.
Erzincan’da evlilik sürecinin kız isteme, söz, nişan, düğün veya nikâh gibi çok sayıda aşamadan oluştuğu ifade edildi. Mehir geleneğinin geçmişten gelen önemli bir uygulama olduğu ancak damat adayından 100 gram altın, takı seti ve benzeri yüksek taleplerde bulunulmasının gençleri zor durumda bıraktığı dile getirildi.
Maddi durumu iyi olan ailelerin bu talepleri karşılayabileceği ancak asgari ücretle çalışan bir gencin evliliğe büyük bir borç yüküyle başlayacağı vurgulandı. Ailelerin gençleri zorlamak yerine kendi imkânları doğrultusunda hayatlarını kurmalarına yardımcı olması gerektiği belirtildi.
Erzincan’da 30 yaşını aşmış çok sayıda bekâr kadın ve erkeğin bulunduğu, eş seçiminde meslek, boy, memleket ve aile gibi konularda gerçekçi olmayan beklentilerin evlilikleri geciktirdiği ifade edildi.
Geç evlenmenin tek başına bir kayıp olmadığı ancak yanlış kişiyle evlenmenin veya yanlış geleneklerin uygulanmasının ciddi sorunlara yol açabileceği kaydedildi. Ailelerin kızlarının rahat etmesini istemesinin doğal olduğu ancak evlilik sürecini zorlaştırmanın doğru olmadığı vurgulandı.
Düğünlerde gösteriş yerine mutluluk öne çıkmalı
Düğünlerde ikram edilen yemeklerin, kavurmanın, salatanın veya karpuzun konuşulmasının asıl amacı gölgelediği ifade edildi. İnsanların bir düğüne yemek yemek için değil, sevdiklerinin mutluluğunu paylaşmak için katılması gerektiği belirtildi.
Geçmiş yıllarda düğünlerde daha sade ikramların yapıldığı, buna rağmen insanların birlikte eğlenerek güzel hatıralar biriktirdiği hatırlatıldı. Günümüzde birçok çiftin yüksek masraflar nedeniyle yalnızca nikâh yapmayı tercih ettiği kaydedildi.
Düğün salonlarının en uygun fiyatlarının yaklaşık 250 bin liradan başladığı, yemek, fotoğraf, davetiye, gelinlik, nikâh şekeri ve diğer giderlerle birlikte bir düğünün maliyetinin 2 milyon liraya kadar çıkabildiği ifade edildi.
Gelinlik fiyatlarının birinci veya ikinci el olmasına ve modeline göre değiştiği, fiyatların yaklaşık 20 bin liradan başlayarak 200 bin liraya kadar ulaşabildiği belirtildi.
Davetiye gibi kısa süre kullanılacak ürünlere yüksek bedeller ödenmesinin gereksiz olduğu ifade edilerek gençlere sevgi, saygı ve hayat arkadaşlığına odaklanmaları çağrısında bulunuldu. Gelenek ve göreneklerin yaşatılması ancak çiftlerin ekonomik açıdan zorlanmaması gerektiği vurgulandı.
Taziye evlerinde yemek beklentisine tepki
Programda düğünlerin yanı sıra cenaze ve taziye gelenekleri de değerlendirildi. Yakınını kaybeden ailelerin acı yaşarken pide, döner, dürüm veya yemek hazırlamak zorunda bırakılmasının doğru olmadığı ifade edildi.
Taziyeye gelen insanların yemek yemek için değil, acılı ailenin yanında olmak ve üzüntüsünü paylaşmak için gelmesi gerektiği vurgulandı. Geçmişte komşuların tencerelerle yemek getirerek cenaze sahibine destek olduğu hatırlatıldı.
Cenaze evlerinin yemek verilen bir yer hâline dönüşmemesi gerektiği belirtilerek maddi imkânı bulunmayan ailelerin bu gelenek nedeniyle daha fazla yük altına girdiği ifade edildi.
Taziyelerde “Bir şey ikram edilmedi” şeklindeki söylemlerin son derece yanlış olduğu vurgulandı. İnsanları iyi günlerinde olduğu kadar kötü ve zor günlerinde de yalnız bırakmamanın önemli olduğu belirtildi.
Sosyal medya insanları birbirinden uzaklaştırıyor
Düğünlerin geçmişte insanların bir araya geldiği, halay çektiği, eğlendiği ve ortak hatıralar oluşturduğu sosyal buluşmalar olduğu ifade edildi. Günümüzde ise insanların giderek birbirinden uzaklaştığı ve yalnızca düğünlerle cenazelerde bir araya gelmeye başladığı kaydedildi.
Akşam evine giden yetişkinlerin ve çocukların telefonlarına yöneldiği, sosyal medyanın aile içerisindeki iletişimi zayıflattığı belirtildi. Bu konunun ilerleyen programlarda ayrı bir gündem başlığı olarak ele alınacağı açıklandı.
Program, Türk Milli Takımı’na başarı dileklerinin iletilmesinin ardından sona erdi. Selçuk Özdemir ve Ecem Öztürk, izleyicilere sağlık ve mutluluk dileklerini ileterek yeni bölümde yeniden buluşacaklarını söyledi.
Next