NeHaber24’te yayınlanan Hayatın Renkleri programının bu haftaki bölümünde Uzman Psikolog Seda Başgöze, Erzincan Halk Eğitim Merkezi’nde usta öğretici olarak görev yapan ve kendi markasıyla üretim yapan kadın girişimci Zeynep Ulusoy’u ağırladı. Programda Ulusoy’un çocukluk yıllarından başlayan üretim merakı, eğitimcilik sorumluluğu, el emeğinin psikolojik etkileri, rattan başta olmak üzere el sanatları alanındaki çalışmaları, markalaşma süreci ve kadın dayanışmasıyla büyüyen girişimcilik yolculuğu tüm yönleriyle ele alındı.
“Üretmek sadece bir meslek değil; iyilik hali, güçlenme alanı ve bazen bir şifa yolu”
Programın açılışında konuşan Uzman Psikolog Seda Başgöze, Hayatın Renkleri’nin amacını “üretmenin yalnızca bir meslek değil; bir iyilik hali, bir güçlenme alanı ve bazen de bir şifa yolu olduğunu birlikte konuştuğumuz, keşfettiğimiz bir buluşma noktası” sözleriyle tarif etti. Bu haftaki konuklarının hem kadın girişimci hem üretici hem de usta öğretici kimliği taşıdığını vurgulayan Başgöze, izleyicilere “bir kadının emeğiyle kurulan bir hayata kulak verecekleri” bir bölüm izleyeceklerini ifade etti.
Zeynep Ulusoy: “97 doğumluyum, el sanatları mezunuyum… Üretmeyi hep sevdim”
Kendini tanıtan Zeynep Ulusoy, 1997 doğumlu olduğunu, Kız Meslek Lisesi’nde el sanatları bölümünden mezun olduğunu ve yaklaşık 2018’den bu yana usta öğreticilik yaptığını anlattı. Üretmenin hayatında her zaman olduğunu söyleyen Ulusoy, çocukluk anılarını da paylaşarak “annem el işi yaparken ben de yanında yapardım, hep meraklıydım” dedi.
Bir çocuk annesi olduğunu ve bir oğlu bulunduğunu belirten Ulusoy, annelikle üretimi birlikte yürütmenin kolay olmadığını ancak oğlunun da el işlerine ilgi duymasının onu motive ettiğini dile getirdi. Şu anda Erzincan Halk Eğitim Merkezi’nde usta öğretici olarak görev yapan Ulusoy, bunun yanı sıra kendi markası ve YouTube kanalı olduğunu; hepsini birlikte sürdürdüğünü söyledi.
Usta öğreticilik nasıl başladı?
Ulusoy, mezuniyet sonrasında ilk etapta bu işe yönelmeyi düşünmediğini, 4 yıllık bir bölüm okuma planı olduğunu ancak bir “boşluk” döneminde arkadaşlarının yönlendirmesiyle halk eğitimi başvurusu yaptığını aktardı. Başvurduğu anda kabul edildiğini ifade eden Ulusoy, mesleğe 2018 yılında bu şekilde adım attığını belirtti.
El sanatlarının çok kapsamlı bir alan olduğuna dikkat çeken Ulusoy, kurslarda yetişkinlerle çalışmanın hem güzel hem zor yönleri bulunduğunu anlattı. Yetişkinlerle çalışmanın zorlayıcı olabildiğini, ancak kursiyerlerden gelen dönüşleri gördüğünde çok mutlu olduğunu söyleyen Ulusoy, “Ben bu insanı böyle hamur gibi yoğurdum, buraya getirdim” diyerek eğitimci kimliğinin kendisinde oluşturduğu anlamı paylaştı.
Kursiyerlerde en sık gözlenen değişim: “Başta mutsuz ve güvensiz… Sonra yüzler gülüyor”
Programda, üretimin psikolojik yönü de konuşuldu. Ulusoy; kurslara kimi zaman zor dönemlerden geçen, büyük tedaviler atlatmış, kendini değersiz hisseden kadınların da geldiğini ifade etti. Bu kişilerin zamanla hem yeni arkadaşlıklar edindiğini hem de üretimle birlikte güçlendiğini dile getirdi.
Kurs sürecindeki dönüşümü “kursa başladığımızda mutsuz, kendine güvensiz bir yüz görüyorum; ‘ben ne yapacağım’ korkusu oluyor… ama bir iki ay sonra yüzler gülüyor, artık oraya gelmek için can atan kadınlar oluyor” sözleriyle anlatan Ulusoy, “Hocam iyi ki varsınız, iyi ki kurslarımız var” cümlesinin kendisini çok mutlu ettiğini söyledi. Ulusoy’a göre kurs ortamı; yalnızca öğrenme alanı değil, aynı zamanda sohbet edilen, dayanışılan, “kafanın dağıtıldığı” bir nefes alanı oluşturuyor.
Rattanla anılıyor ama el sanatları bununla sınırlı değil
Seda Başgöze’nin “son zamanlarda rattanla isminiz anılıyor” hatırlatması üzerine Ulusoy, el sanatlarının geniş bir alan olduğunu, okulda çok yoğun ama kısa kısa eğitimler aldıklarını, sonrasında kişinin kendini geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Makrome örneği üzerinden konuşan Ulusoy, “okulda yalnızca abajur öğrenirsiniz; sonra perde, şezlong, şemsiye üretebilmek sizin elinizde” diyerek üretimde gelişimin kişisel hedeflerle mümkün olduğunu söyledi.
Ulusoy, rattan dışında geçmişte yün keçe, tel kırma, çen iğnesi gibi alanlarda da kurslar verdiğini; son 4 yıldır ise popülerliği artan rattan üreticiliğine yoğunlaştığını belirtti. Kendi markasında da satışlarını sürdürdüğünü ifade etti.
“El emeği bu çağda zor mu?” sorusuna: “Bence daha çok kolaylaştırıyor”
Günümüzde hızla değişen tüketim alışkanlıkları içinde el emeğinin yerini değerlendiren Ulusoy, popüler kültürün etkisini kabul etmekle birlikte, bunun el emeğine talebi de artırdığını söyledi. Dışarıda çok yüksek fiyatlarla satılan ürünlerin kurslarda malzeme maliyetiyle üretilebildiğini anlatan Ulusoy, kursiyerlerin hem eğlenip hem öğrendiğini, ürettikleri ürünü “hikayeleştirerek” manevi bir değer de kattığını dile getirdi.
Ulusoy, “Babaanne sepeti, anneanne sepeti” gibi anlamlar yüklenebildiğini; rattan ürünlerin uzun ömürlü olması nedeniyle “yarın atılacak şeyler” olmadığını da vurguladı. El emeğinin hiçbir dönemde değerini kaybetmediğini söyleyen Başgöze ise, hızlı dijitalleşmeye rağmen el emeğinin kıymetinin hep kaldığını ifade etti.
“Herkes internetten görüp ‘ben de yaparım’ diyor ama öyle değil”
Üretimde sevgi ve yönelim meselesine de değinen Ulusoy, “Herkes yapmak istiyor… ama öyle bir şey yok. Tek bir ürüne yönelmeli, insan kendini dinlemeli” dedi. Her şeyi üretmeye çalışmak yerine kişinin kendi yeteneğine uygun alana odaklanmasının önemli olduğunu vurgulayan Ulusoy, el yeteneği başka bir alanda güçlü olan kişilerin sırf popüler diye farklı bir alana yönelmesinin doğru olmadığını belirtti.
Markasının adı: “ZEY LUXURY”
Seda Başgöze’nin “markanızın bir hikayesi var mı?” sorusuna Ulusoy, çocukluk yıllarındaki hevesini anlatarak yanıt verdi: “Küçükken anneme yalvardığım o küçük kızı görüyorum… hevesim hâlâ devam ediyor.” Markasının adının ZEY LUXURY olduğunu söyleyen Ulusoy, “Zeynep’ten geliyor, ‘Luxury’ olarak da lüks olduğumu düşünüyorum; müşterilerime kendi evimde kullanacakmışım gibi o lüksü sunmak istiyorum” ifadelerini kullandı.
Ulusoy, sayfasında müşterinin isteğine göre üretim yapabildiğini, gönderilen bir görsel üzerinden pek çok ürünü üretebildiğini belirtti. Müşterilerle kurduğu güven bağını “gözü kapalı güveniyorlar, evin bir duvarını atıp ‘buraya ne yapalım’ diyorlar” sözleriyle anlattı; yaptığı yönlendirmeler sonrası “iyi ki sizi dinlemişim” dönüşleri aldığını paylaştı.
Rattan ürünler, suplalar ve sepetler: “Suda yumuşatıp şekil veriyoruz”
Programda örnek ürünler de konuşuldu. Ulusoy, rattanın sert bir malzeme olduğunu; suda yumuşatılarak belirli ölçülerle örülüp şekil verildiğini anlattı. Kursiyerlerin “Bunu ben mi yaptım?” şaşkınlığını sıkça gördüğünü söyleyen Ulusoy, bazen kursiyerlerin evde eşlerine gösterdiğinde “bunu sen mi yaptın gerçekten?” tepkisi aldığını ifade etti.
Kadın Girişimciler Kurulu, fuarlar ve “Yükselen Markalar” süreci
Zeynep Ulusoy’un, Erzincan Ticaret ve Sanayi Odası Kadın Girişimciler Kurulu içinde yer aldığının vurgulandığı programda; fuar deneyimleri ve yarışma süreci de geniş yer buldu. Ulusoy, Kadın Girişimciler Kurulu’nda bulunmaktan memnun olduğunu belirterek, süreçte kendisini destekleyen isimlerden söz etti.
Ulusoy, 81 ilde yürütülen Yükselen Markalar projesine katıldığını, bir proje hazırladığını, ürünlerini tanıttığını ve Erzincan’dan katılanlar arasından birinci olduğunu duyduğunda mutluluktan ağladığını anlattı. Erzincan’ı temsil etmenin kendisi için çok kıymetli olduğunu söyleyen Ulusoy, fuarların da markaya büyük katkı sağladığını; internet üzerinden ulaşmanın yanında, “canlı görüp dokunmak isteyen” kişiler için fuarların önemli bir fırsat oluşturduğunu dile getirdi.
Ulusoy ayrıca, 2025 İran Expo Fuarına da Kadın Girişimcilerle birlikte katıldıklarını; bunun kendisi için değerli bir tecrübe olduğunu, ürün ve malzeme inceleyip bilgi alışverişi yaptıklarını söyledi.
“Pes ettiğim gün vardı… kendimi yerden kaldırdım”
Programın en dikkat çeken anlarından biri, Ulusoy’un zorlu bir dönemi anlattığı bölüm oldu. Yarışma süreci, kurs yoğunluğu, çocuk ve ev sorumluluklarının üst üste geldiği bir günde “gitmeyeceğim, yapamıyorum” dediğini; evde gözyaşı döktüğünü anlatan Ulusoy, sonra kendini toparlayıp “Yapacaksın Zeynep” dediğini ve fuara gittiğini söyledi.
“Emek olmadan yemek olmaz” sözleriyle üretimin bedelini ve karşılığını özetleyen Ulusoy, sosyal medyada düzenli paylaşım yapmanın bile bir emek olduğunu; başarı için süreklilik gerektiğini vurguladı.
“Ev-çocuk-iş” dengesinde en büyük destek: Eşi
Seda Başgöze’nin “dengeyi nasıl kuruyorsunuz?” sorusuna Ulusoy, siparişleri gerçekçi tarihlerle planladığını, kendini ve müşterisini zora sokmadığını söyledi. Bu süreçte eşinin desteğini özellikle vurgulayan Ulusoy, “Onun desteği olmasa bugün buralara gelemezdim” diyerek, sosyal destek mekanizmasının önemini anlattı.
El işi ve zihin: “Elişini alınca kafamdaki sesler susuyor”
Programda üretimin zihinsel rahatlatıcı etkisi de konuşuldu. Ulusoy, özellikle çocuğunu uyuttuktan sonra çalıştığını; kafasında koşturmalar varken el işine başladığında “hepsinin sustuğunu” ve daha pozitif hissettiğini söyledi. El emeğinin matematiksel bir dikkat gerektirdiğini, sayılarla, ekleme-çıkarma gibi işlemlerle ilerlediklerini belirten Ulusoy, bunun zihni diri tuttuğunu dile getirdi.
Uzman Psikolog Seda Başgöze de, ellerle yapılan işlerin zihni sakinleştirdiğini ve duygusal süreçleri desteklediğini; danışanlarına da bu tür üretimleri önerdiğini ifade etti.
“Doğru işi bulmak önemli… bir tanesinden yol alıp devam etmek”
Üretmek isteyen ama cesaret edemeyenlere seslenen Ulusoy, üretimin cinsiyeti olmadığını vurguladı; sosyal medyada örgü yapan erkek üreticileri gördüğünde çok hoşuna gittiğini söyledi. Üretmenin hediyeleşme ve anlam katma tarafının çok kıymetli olduğunun altını çizen Ulusoy, “Herkes her işi yapabilir diye bir şey yok… doğru işi bulmak önemli” dedi.
Hata yapmanın sürecin parçası olduğunu anlatan Ulusoy, sökülen, çöpe atılan işler olduğunu; ancak insanın böyle büyüdüğünü ve öğrendiğini vurguladı: “Hata yapıyorum, çöpe atıyorum ama bir sonrakinde nasıl yapacağımı öğreniyorum.”
Evde üretim yapan kadınlara iş imkânı: “67 bayanla çalıştım… 85 plaj şemsiyesi ördük”
Ulusoy, en önemli hedeflerinden birini de paylaştı: kursa gelemeyen, evden çıkamayan ya da engelli çocuğu olan kadınlara evden üretimle iş imkânı sağlamak. Bir dönem otellerle çalıştığını; bu süreçte 67 kadın ile iş imkânı oluşturduklarını, gelir elde etmelerine katkı sunduklarını söyledi.
Toplu siparişlerde tek başına yetişemediğini belirten Ulusoy, örnek olarak 85 plaj şemsiyesi ördüklerini; işi kadınlara dağıtarak birlikte ürettiklerini anlattı. “Her şeyi kendim yapamam… üretmenin gücü birlikteyken artıyor” mesajı programın öne çıkan cümlelerinden biri oldu.
YouTube kanalı ve kit satışı
Zeynep Ulusoy, YouTube kanalının adının da ZEY LUXURY
olduğunu paylaştı. Şimdilik rattan üzerine videoları bulunduğunu, shorts içerikleriyle daha fazla üretim örneği sunduğunu ve kit satışına da başladığını söyledi. Böylece izleyicilerin hem malzemeyi alıp hem de videoyu izleyerek üretim yapabileceğini ifade etti.
“Kalite hiç bozulmayacak”
Ulusoy, markasının temel hedefinin “aynı kalite çizgisini korumak” olduğunu vurguladı. El emeğinin fabrikasyon olmadığını, her ürünün birebir aynı çıkamayacağını ancak kalite standardının korunacağını belirtti. Yanında üretim yapan kadınlara da aynı emeği öğretmeye çalıştığını, yanlış yapılan işi söktürdüğünü; çünkü markanın “gelgeç bir ürün” üretmemesi gerektiğini söyledi.
Bölümün kapanışı:
“Üretmek sadece ürün değil; bilgiyi paylaşmak, çoğalmak ve alan açmak”
Programın sonunda Seda Başgöze, bu bölümün izleyiciye şu mesajı verdiğini ifade etti: Üretmek yalnızca bir ürün ortaya koymak değil; bilgiyi paylaşmak, bununla çoğalmak ve kişi büyürken başkalarına da alan açmak… Zeynep Ulusoy’un usta öğretici kimliğiyle verdiği eğitimler, el emeği üretimi, YouTube üzerinden bilgiyi yayması ve kadınlara iş imkânı oluşturma hedefi, bölümün “ilham verici bir bütün” oluşturduğunu gösterdi.
Başgöze, “Eğer bu programı izleyen bir kadın içinden ‘ben de yapabilirim’ dediyse, program amacına ulaşmıştır” diyerek bölümü kapattı ve yeni bölümde görüşmek dileğiyle izleyicilere teşekkür etti.
Next