Eğitimci Yazar Saim Aybey’in Kaleminden...
Türkiye son yıllarda sadece işsiz gençlik sorunu değil, şiddetin sosyalleştiği bir gençlik kültürüyle de karşı karşıya. Bir kuşak, okulla, üretimle, değerle değil; mahalleyle, silahla ve “sadakat” ilişkileriyle var oluyor. Artık çeteler, yalnızca suç örgütleri değil — eğitimden kopmuş, toplumsal aidiyetini yitirmiş gençliğin yeni varoluş biçimi.
Bugün Doğuda, Güneydoğu’da ve büyük şehirlerin varoşlarında yetişen birçok genç, daha çocuk yaşta okuldan kopuyor. Ailenin yoksulluğu, aldıkları eğitimin yetersizliği ve sosyal çevrenin şiddeti içselleştirmesi, bu çocukları sistemin dışına itiyor. Okuldan uzaklaşan her genç, yalnızca eğitimden değil, toplumsal vicdandan da uzaklaşıyor. Bu kopuşun ardından geriye kalan boşluğu ise çeteler dolduruyor.
Bir mahallede “abi” figürü, devletin öğretmeninden daha etkili hale gelmiş durumda. Eğitim yerine itaat, disiplin yerine korku, saygı yerine korkulan olmak öğretiliyor. Bu gençlik artık ideolojik değil, kimliksiz bir öfkenin taşıyıcısı. Kurduğu her grup, kaybolan aidiyetin telafisi aslında.
Serkan Öktem cinayeti, bu dönüşümün soğuk bir göstergesi. Bu cinayette çeteler başka çetelerin para ve iletişim akışını bozmak için stratejik bir cinayet işliyor. Bu cinayeti işleyen katiller reşit değiller ve bu cinayette kullanılan silahlar AK-47 türevi silahlar. Çeteler bu silahlara ulaşıp bu cinayeti kendi reşit olmayan fedailerine işletiyor ve bu cinayeti kendi elamanlarına efsane olarak lanse ediyor. İşte bu da Kültürel bir çöküşün simgesi. Şiddet, artık bir güç gösterisi değil, var olmanın yegâne yolu.
Bu yazımın Konusu her ne kadar çete olsa da asıl konu gençler, güç odaklarının gençleri istedikleri gibi kullanabiliyor olması ve istediklerini yaptıracağı bir aparat haline getirmeleri dehşet verici. İranlı bir adam İstanbul’dan İzmir’de ki bir gence terör eğitimi verip 3 polisimizi şehit ettirdi. Bu eğitimi alıp yakalan 2 kişi iki çocuğun varlığı tespit edildi. Eğitimi verenler belki de çok donanımlı değillerdi ancak bu çocukları çok kolay yönlendirdiler. Siz artık profesyonel olarak eğitim verenlerin çocukların üzerindeki etkilerini düşünün. Asıl odak olan Çeteler bu ülkenin acil olarak çözmesi gerektiğini düşündüğüm beka sorunudur.
Tabi ki bu tablo, sadece Türkiye’ye özgü değil. El Salvador yıllarca benzer bir çemberde döndü: Okuldan kopan gençler “MS-13” ve “Barrio 18” gibi çetelerde birleşti; şehirler fiilen çetelerin kontrolüne girdi. Bu kısır döngüyü kırmak için Nayib Bukele yönetimi radikal bir güvenlik politikası başlattı. Mart 2022’de yasama meclisi, çete üyeliğine verilen cezaları ağırlaştırdı; bu grupları “terör örgütü” statüsüne aldı. Yeni yasalar, çeteyle bağlantılı suçlarda yargılanma yaşını 12’ye kadar indirdi. Ayrıca çete üyeleri için ev hapsi imkânı kaldırıldı. Bugün on binlerce kişi El Salvador’un devasa yüksek güvenlikli hapishanelerinde tutuluyor. Yöntem tartışmalı olsa da, suç oranlarında dramatik bir düşüş yaşandı. Bukele’nin politikası, insan hakları örgütleri tarafından eleştiriliyor; ama aynı zamanda “disiplinsiz toplumlar için caydırıcılığın” zorunluluğunu da gösteriyor. Biz belki bu kadar sert olmayız ancak Türkiye şartlarında gerekli ne kadar sert tedbir varsa almak zorundayız. Bu minvalde denenmiş örneklerden doğru stratejiler öğrenmek her anlamda bize yarar sağlayacaktır.
Bu örnekler Türkiye için bir uyarı niteliğinde zira biz hâlâ eğitimin önemini idrak edememişiz “eğitim eksikliğini kültürle telafi edeceğimiz” yanılgısındayız. Oysa kültür, eğitimle doğar. Okulun olmadığı yerde gelenek, dini bilgi, aile terbiyesi bile çürür. Bugün varoşlarda büyüyen çocuklar, ne modern dünyanın gereksinimlerine uyum sağlayabiliyor ne de yerel kültürün değerlerini koruyabiliyor. Ortaya çıkan şey, köksüz bir agresyon.
Sorun devletin yetersizliği kadar, toplumun kendi iç ilgisizliğidir. Eğitimi “gereksiz”, okulu “faydasız” gören zihin yapısı, bu gençleri çetelerin kucağına bırakıyor. Yoksulluk elbette bir etken ama belirleyici olan değer boşluğu. Bir gencin zihninde “saygı görmek” ile “korku yaratmak” eş anlamlı hale gelmişse, o toplum kendi aynasını kırmıştır.
Çetelerle mücadele sadece güvenlik politikası değildir; toplumsal rehabilitasyon projesidir. Ancak bu rehabilitasyonun ilk adımı, toplumun kendi kültürel hastalıklarını teşhis etmesidir. Aksi halde her yakalanan çetenin yerine, başka bir mahallede yenisi doğar.
Türkiye’nin önündeki asıl soru şudur:
Sen bu gençleri ne kadar istiyorsun? İstihdama, eğitime, sosyal hayata dahil etmek ne kadar umurunda. Yeri geldiğinde siyasi bir obje, yeri geldiğinde asker, yeri geldiğinde işsizlik istatistiklerinde bir rakam olan bu gençleri ve çocukları bu kadar kolay harcayan çetelerin, dış mihrakların elinden almak için ne kadar bekleyeceksin.
Artık doğum oranlarından anladığımız kadarıyla gelecekte o çok övündüğümüz genç nesil olmayacak. Var olan gençlere de sahip çıkamıyoruz, bu durumda ya gelecekten beklentilerimizi negatif yönlü revize edeceğiz ya da geleceğimizi kurtarmak için rahatımızdan feragat edeceğiz.
Next