Eğitimci Yazar Saim Aybey'in kaleminden..

Türkiye son yıllarda öyle bir siyasal iklime girdi ki, artık en kritik gelişmeler bile adeta “normalleşmiş” gibi karşılanıyor. Papa’nın İznik’te bir ayin yapması da bu garip normalleşmenin taze örneği. Çünkü bu mesele, dışarıdan bakıldığında sadece bir dini törenmiş gibi görünse de aslında hem diplomatik hem de sembolik açıdan çok daha derin bir anlam taşıyor.

İznik, Hristiyanlık tarihinde sıradan bir yer değil. Ortodoks inancının da temel dayanaklarından biri olan 1. İznik Konsili burada yapıldı ve Hristiyanlığın dogması büyük ölçüde burada şekillendi. Bugün Ortodoks dünyası için bu toprakların sembolik değeri hâlâ çok yüksek. Papa’nın buraya gelerek ayin düzenlemesi, tam da bu sembolizmi uluslararası alana taşımak anlamına geliyor.

Tarihsel hafızanın ilginç bir cilvesi olarak, Papa’nın 27 Kasım 2025’te İznik’e gelmesiyle, Papa Urbanus’un 27 Kasım 1095’te Clermont-Ferrand’da topladığı büyük konsil arasında dikkat çekici bir benzerlik ortaya çıkıyor. Urbanus o gün, binlerce insanın önünde Selçuklu Türkleri’ni “kutsal toprakları işgal edenler” olarak ilan etmiş ve tüm Hristiyan dünyasını Haçlı Seferi’ne çağırmıştı. Aradan tam 930 yıl geçtikten sonra, aynı tarihte bir başka Papa’nın Anadolu topraklarında sembolik bir dini tören gerçekleştirmesi, tarihsel sembollerin uluslararası politikada nasıl titizlikle kullanıldığını hatırlatan güçlü bir işarettir. Bu benzerlik elbette rastlantı olabilir; fakat diplomasi ve din ilişkilerinde rastlantıların bile çoğu zaman mesaj niteliği taşıdığı unutulmamalıdır.

Bu noktada Fener Rum Patrikhanesi’nin uzun yıllardır ısrarla kullandığı “ekümenik” unvanı da yeniden gündeme geliyor. Türkiye bu unvanı resmen tanımaz. Lozan’a göre Patrik yalnızca İstanbul’daki Ortodoks cemaatinin ruhani lideridir. Fakat Patrikhane’nin fiilî uygulamalarına baktığımızda, kendisini bütün Ortodoks dünyasının doğal merkezi gibi konumlandırdığını görüyoruz. Papa’nın İznik’te ayin yapması ise bu konumlanmayı güçlendiren bir uluslararası görüntü yaratıyor.

İşte asıl mesele burada başlıyor. Papa bir devlet başkanıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin toprakları içinde yapılan bu ayin, Vatikan’ın kendi tarihsel iddialarını ve dini otoritesini Anadolu coğrafyası üzerinden yeniden hatırlatması anlamına gelir. Bu durum doğrudan bir egemenlik ihlali değildir; ancak egemenlik alanını sembolik olarak zorlayan bir adımdır. Çünkü uluslararası ilişkilerde semboller küçümsenmeyecek kadar güçlüdür. Devlet Başkanı sıfatıyla daha önceden sahip olduğunuzu düşündüğünüz bir yerde sembolik bir ritüeli gerçekleştirirsek ne olur fikrini düşünmenizi isterim. Mesela İngilizler Kudüs’te, Japonlar Mançurya’da veya Ermeniler Ağrı Dağı’nda bu tip bir ritüeli gerçekleştirse size ne ifade eder.

Burada sorulması gereken bir başka soru ise şu: Geçmişte benzer konularda en yüksek tepkiyi veren, en sert açıklamaları yapan mütedeyyin kesimler neden bugün bu kadar sessiz? Neden neredeyse tek bir eleştirel ses çıkmıyor? Bu sessizlik bir kabulleniş mi, bir şaşkınlık mı, yoksa siyasi aidiyetten kaynaklanan bir çekingenlik mi?

Türkiye’de uzun süredir eleştiri kültürü, siyasi kutupların kontrolünde. Bir mesele “bizim tarafın” adımı olarak görülüyorsa en büyük hassasiyetler bile sessizliğe gömülüyor. Papa’nın İznik’te ayin yapması karşısındaki suskunluk da bu siyasi refleksin doğal sonucu gibi duruyor. Oysa bu konu bir tarafın değil, ülkenin meselesidir.

Bazıları “Atatürk döneminde yapılamadı, çünkü devlet zayıftı; şimdi güçlüyüz, yapmalarına izin verebiliriz” gibi yorumlar yapıyor. Ancak bu yaklaşım hem tarihsel olarak hatalı hem de diplomatik olarak yüzeysel. Egemenlik sembollerinin korunması güçsüzlük değil; bilinçli devlet aklının gereğidir. Güçlü devlet, sembolik alanları boşaltarak değil, anlamını doğru okuyarak korur.

Papa’nın İznik’teki ayini yalnızca dini bir tören değil; Ortodoks dünyasıyla Katolik dünyasını Türkiye üzerinden buluşturan bir siyasi mesajdır. Fener’in ekümeniklik iddiası bu mesajla birleşince Türkiye’nin uzun yıllardır koruduğu denge alanı yeniden zorlanmış oluyor.

Bu nedenle mesele, “ne olacak bir ayinden” denerek geçiştirilecek bir konu değildir. Türkiye, tarihsel hafızanın ve dini sembollerin nasıl diplomatik bir araca dönüştürüldüğünü görmek zorundadır.

Bugünün sessizliği yarının sorunlarını büyütmesin. Çünkü bazı törenler yalnızca dua değildir; aynı zamanda bir güç gösterisidir.