Saim Aybey'in Kaleminden...
"Ne çok insan ve ne büyük ıssızlık!"
Charles Dickens
Bazen bir kuşak sessizce kaybolur. Sınıflardan, iş yerlerinden, toplumsal hayattan... Kimse tam olarak ne zaman çekildiklerini fark etmez; ama yoklukları giderek büyüyen bir boşluk bırakır geride. Türkiye’de ne eğitimde ne istihdamda olan gençler —yani uluslararası adıyla “NEET” gençler— tam da böyle bir sessizliğin içinde kayboluyor.
NEET kavramı, İngilizce “Not in Education, Employment or Training” ifadesinin kısaltması. Yani okulda olmayan, çalışmayan ve herhangi bir mesleki eğitim programına dahil bulunmayan gençleri tanımlıyor. Bu gruba ait olmak, sadece şu anı değil, geleceği de yitirmek anlamına geliyor. Çünkü ne üretime katkı sağlayabiliyorlar, ne de kişisel gelişimlerine yatırım yapabiliyorlar. En tehlikelisi ise umutlarını kaybediyorlar.
Türkiye’de NEET gençlerin oranı, Avrupa ortalamalarının çok üzerinde. TÜİK ve OECD verilerine göre 15-29 yaş aralığındaki her 4 gençten biri —bazı ölçümlerde üçte biri— bu gruba dahil. Kadınlarda bu oran çok daha yüksek. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan genç kadınlar, toplumsal roller ve aile baskısı nedeniyle hem eğitimden hem iş gücünden uzak kalıyor. Kentli genç erkekler ise çoğu zaman işsizlik, eğitim sistemiyle piyasa arasındaki kopukluk ve umutsuzluk nedeniyle sistemin dışına itiliyor.
Bu gençler yalnızca çalışmıyor değiller; aynı zamanda unutulmuş durumdalar. Politika metinlerinde, kalkınma planlarında ya da siyasi konuşmalarda sık sık “gençlik” vurgusu yapılır. Ama söz konusu NEET gençler olduğunda, çoğu zaman sessizlik hâkimdir. Çünkü bu gençlerin yaşadığı sorunlar, makyajlanmış başarı hikâyelerine sığmaz. Onlar, sistemin çarkları arasında sıkışmış, hayata karşı bir adım geride başlamış bir kuşağın sessiz temsilcileridir.
Bir düşünün: Her gün işe ya da okula gitmeyen, geleceğe dair plan yapamayan, sabah uyandığında yönünü bilmeyen milyonlarca genç. Sadece kendi potansiyellerini değil, ülkenin gelecekteki üretim gücünü de yitiriyoruz. Gençlik yılları boşa geçen bir toplum, yaşlandığında bedelini çok daha ağır öder.
Çözüm, sadece ekonomik değil; aynı zamanda sosyal ve kültürel bir seferberlik gerektiriyor. Eğitim sisteminin iş dünyasıyla bağını güçlendirmek, gençlere rehberlik ve psikolojik destek sağlamak, özellikle genç kadınların önündeki görünmeyen engelleri kaldırmak şart. Gençleri yeniden sisteme dahil etmek, onları sadece iş gücüne değil, hayata da geri kazandırmak anlamına geliyor.
Belki de bu gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, duyulmak ve görülmek. Çünkü en büyük kayıp, bir gencin kendini faydasız, gereksiz ve umutsuz hissetmeye başladığı andır. O noktadan sonra sadece birey kaybedilmez; toplum da kendi geleceğinden bir parçayı yitirir.
Next