Eğitimci Yazar Saim Aybey'in Kaleminden..
Geçtiğimiz yazıda Türkiye’de giderek artan NEET gençlik sorununu ele almış, ne eğitimde ne de istihdamda yer alan gençlerin yaşadığı görünmezliği, çaresizliği ve toplumsal etkilerini konuşmuştuk. Bu kez, o yazının bıraktığı yerden devam ediyoruz: Yani çözüm arayışından. Çünkü bu gençlerin sessizliği kader değil, çözülebilir bir toplumsal yaradır.
Dünyanın farklı ülkelerinde NEET gençler için geliştirilen bazı başarılı politikalar var. Örneğin:
1. Finlandiya’nın “Gençlik Garantisi” Programı:
2013’te başlatılan bu program, 25 yaş altı her gence okuldan mezun olduktan ya da işsiz kaldıktan sonra 3 ay içinde eğitim, staj veya iş imkanı sağlıyor. Devlet gençleri “sistemin dışında bırakmama” sözü veriyor.
2. Güney Kore’nin “Youth Hope Foundation’I;
Devlet ve özel sektör iş birliğiyle genç girişimcilere fon sağlanıyor. Dijital okuryazarlık, programlama ve yapay zekâ eğitimleri veriliyor. Gençler geleceğin mesleklerine hazırlanıyor.
3. Almanya’nın Dual Eğitim Sistemi:
Lise sonrası gençler hem bir şirkette çalışıyor hem de meslek okuluna gidiyor. Gençler teoriyi işin içinde öğreniyor. Eğitim-iş dünyası arasında sağlam bir köprü kurulmuş durumda.
Peki ya Türkiye? Bizde gençler hâlâ iş bulamadan diploma biriktiriyor. Peki gençler ne istiyor?
Kimi konuşsak şu cümleyi duyuyoruz: “Bize iş değil, imkan sunulsun. Hayatımızı kuracak güvenli bir yol olsun.” Gençlerin çözüm önerileri çok net aslında:
“Liseden itibaren meslek yönlendirmesi yapılmalı. Herkes üniversiteye zorlanmamalı”.
“Gençlerin sivil toplumla bağları güçlendirilmeli; gönüllülük deneyimleri desteklenmeli”.
“Yerel yönetimler, gençler için geçici ve yarı zamanlı işler üretmeli”.
“Özellikle kız çocukları için aile destekli eğitim bursları yaygınlaştırılmalı”.
“İşsizlik maaşı gibi “NEET Genç Destek Fonu” ile en azından temel geçim güvencesi sağlanmalı”.
Unutulmamalı ki, bu gençler umutsuz değil; sadece sürekli göz ardı edilmekten yorgun. Onlara fırsat tanıyan her ülke, geleceğini daha dirençli kılıyor. Türkiye de bunu yapabilir.
Çünkü bu gençler sadece “şu anın yükü” değil, yarının çözüm gücüdür.
Ve elbette, gençler sadece hedef değil, aynı zamanda paydaş olmalı. Onları dinlemek yetmez, karar süreçlerine dâhil etmek gerekir. Bir genci kendi geleceğine dair söz sahibi kılmak, ona hem umut verir hem sorumluluk. Sessizliğin yerini diyalog aldığında, aidiyet kendiliğinden gelir.
NEET gençlik, bugünümüzü etkiliyor ama asıl yarını belirliyor. O yüzden bu mesele sadece eğitim ya da istihdamla sınırlı değil; toplumsal bir vicdan ve strateji meselesi. İlk yazıda sorduğumuz gibi: Bu bir kayıp nesil mi olacak, yoksa görmezden geldiğimiz ama hâlâ kurtarabileceğimiz bir gerçeklik mi? Cevap, bugün ne yaptığımıza bağlı.
Next